1683'TEN SONRA O GÜNE KADAR DAYANDIĞIMIZ VİYANA KAPILARINDAN NİÇİN GERİ DÖNDÜK?
Genel
18.10.2022 - 08:50, Güncelleme:
18.10.2022 - 08:50
1683'TEN SONRA O GÜNE KADAR DAYANDIĞIMIZ VİYANA KAPILARINDAN NİÇİN GERİ DÖNDÜK?
Mehmet Mutluoğlu
Fetih, kuru bir cihangirlik ve toprak almak değildir.
Fetih; gönülleri kazanmak, gayri ilmi, gayri insani,gayri ahlaki; zulme ve sömürüye dayanan emperyalist sistemlerden ve yaşayış tarzından insanları kurtararak, insanları "Barış (silm, İslam) ve Erdem m
Medeniyeti" içerisinde yaşamalarını sağlamaktır.
Fetih, ülkeleri insanları ilahi kelimetullahla Allahu ekber sesleri ile buluşturmaktır.
Onun için bütün fetihlerin gayesi İlahi Kelimetullah için nizam-ı alem davası olmuştur.
Bütün fatihlerin amacı Allah'ın adını yeryüzüne yaymaktır.
Onun için Allah'ın Kur'an'da da ifade buyurduğu gibi "Yeryüzünde fitne fesattan eser kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar cihad ediniz." (Bakara,193) ayeti fethin temel gayesini ifade eder.
DİYARBAKIR'IN FETHİ
İkinci halife Hz Ömer döneminde 27 Mayıs Cuma günü 638 yılında Diyarbakır fethedilir. Suriye, Mezopotamya baştanbaşa ezanı Muhammed'i ile, Allahu ekber sesleri ile tanışır.
Heraklius döneminde yapılan Diyarbakır'ın merkezindeki kilise camiye çevrilir. Diyarbakır'ın ortasında bulunan o güzeller güzeli Diyarbakır Ulu Cami işte budur.
Halid bin Velid'in oğlu
Hz Süleyman ve 27 arkadaşı surlar içinde,13 sahabe de surar dışında şahid olmuşlardır.
Diyarbakır Sur içinde 27 sahabenin şehitliğinin bulunduğu yerde bugün Hz Süleyman camii vardır.
KUDÜS'ÜN FETHİ
Diyarbakır'ın fethinden önce yine Hz Ömer döneminde 637 yılında Kudüs fethedilir.
Hz Ömer azatlı eski kölesi ile üzerinde giydiği yamalı elbisesiyle Kudüs' e doğru yol alırken bir kölesi deveye binmekte bir kendisi binmektedir.
Hz Ömer Kudüs'ü savaşsız teslim etmeleri için elçiler gönderir.
Kudüs'ün baş hahamı ben Kudüs'ün anahtarlarını yalnız bir kişiye teslim ederim.
O da Hz Ömerdir.
Çünkü ben onun adaletinden eminim diye ifade eder.
İşte Müslümanların, Müslüman Arapların, Müslüman Türklerin fetihlerinin temelinde yatan bu anlayıştır.
Adalettir, sevgidir, merhamettir, hürriyettir.
Hz Ömer'in gönderdiği ordunun ta Medine'den Diyarbakır önlerine gelmelerinin temel sebebi budur.
İlahi Kelimetullah için nizam-ı alem davası.
Ve onlar içinde 1000 sahabenin bulunduğu sadece 8000 kişilik bir ordu.
Ve bu kadar az bir insan nasıl Bizanslılar tarafından Kostantaniyye denilen bu şehri feth edebiliyordu.
Peşinden Arapların bu misyonu terk etmesi üzerine Türklerin bu misyona sahip çıkması ve1453'te İstanbul'un Türkler tarafından fethedilerek Hz. Peygamberin övgüsüne mazhar olması.
FETİH RUHUNU ANLAMAK VE TRABZON'UN FETHİ
Fetih ruhunu anlamak bakımından Fatih Sultan Mehmet Han'ın 1461'de Gümüşhane üzerinden gelerek Trabzon'u fethetmesi olayını da incelememiz gerekir.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'dan başlayan ve Trabzon'un fethetmek üzere devam eden 7 ay 10 günlük seferi Gümüşhane üzerinden Trabzon'u fethetmeye yöneldi.
Sultan Fatih, Toros dağlarını aşarak Mardin'de
otağ kurmuştu.
Trabzon Rum Pontus İmparatoru'nun damadı olan Akkoyunlu Türk Devleti hükümdarı Uzun Hasan, annesi Sare Hatun'u Fatih'e elçi olarak gönderir. Sare Hatun Mardin'de Sultan Fatih'in otağına gelir.
Sare Hatun Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın mesajını Sultan Fatih'e iletir.
Sultan Fatih mesajı büyük bir nezaketle kabul eder.
Sare Hatun Sultan fatih'e: "Bunca mülkün var Trabzon'u da bizim oğlumuza, bize bağışla." diye ifade eder.
Sultan Fatih bunun üzerine: "Bizim amacımız kuru bir cihangirlik değil; biz Allah'ın adını yaymak için cihaddayız. senin oğlun gaza sevabına nail olamadı bari sen bize katıl ve gaza sevabına nail ol."diyerek onu da yanına alarak Trabzon seferine devam eder.
Sultan Fatih'in Avni mahlâsıylâ bu konuda yazdığı meşhur fetih gazeli İslâm fetihlerinin temel gayesini anlamak açısından incelenmeye ve üzerinde düşünmeye değerdir:
FETİH GAZELİ
İmtisal-i cahidü fi’llah olubdur niyyetüm
Din-i İslam’un mücerred gayretidür gayretüm
(Allah yolunda savaşmaktır niyetim
İslam dininin yalnızca yücelmesidir gayretim)
Fazl-ı Hakk u Himmet-i Cünd-i Ricaullah İle
Ehl-i Küfri serteser kahreylemekdür niyyetüm
(Allah’ın ve evliya Ordusunun yardımıyla
küfür ehlini baştan başa kahreylemek niyetim)
Enbiya vü evliyaya istinadum var benüm
Lütf-i Hakk’dandur heman ümmid-i feth ü nusretüm
(Peygamberlere ve velilere dayanmışlığım var benim
Allah’ın lütfundandır fetih ümidim ve kuvvetim)
Nefs ü mal İle n’ola kılsam cihanda İçtihad
Hamdülillah var gazaya sadhezaran rağbetüm
(Benliğim ve mal için dünyada cihat etsem ne olur ?
Allah’a hamt olsun, var Allah yolunda cihad etmeye yüz bin rağbetim)
Ey Muhammed Mücizat-ı Ahmed-i Muhtar İle
Umarum galib ola a’da-yı dine devletüm
(Ey Mehmed ! Ahmed-i Muhtar’ın mucizeleriyle
Umarım galip olur din düşmanlarına devletim )
İşte fethin amacını ve ruhunu ortaya koyan tarihi vesikalar.
Nitekim Sultan Fatih 40 günlük bir muhasaradan sonra Trabzon'u bir kişinin burnu kanamadan, kan dökülmeden, şehri yakıp yıkmadan teslim alır ve ilahi kelimetullaha açar.
Orada yaşayan diğer gayri müslimler de dininde, her türlü haklarında serbest asırlarca özgürce Türk-İslam yurdunda yaşama imkanı bulur.
FETİH TOPLUMU ve TÜRKLERE ÖVGÜLER
Hz Peygamberimizin Türkleri övgüsü şu şekildedir:
"Letüftehannel Konstantiniyyetü feleni'me'l emîru emîruha feleni'me'l ceyş-i zâlike'l ceyş.
Hadisi-i şerif: Ahmed b. Hanbel, Müsned ; Buharî, et-Tarihu’l-Kebir]
"Konstantiniyye elbet feth olunacaktır. Onu feth eden Kumandan ne güzel Kumandan, feth eden asker, ne güzel askerdir."
Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de Maide suresinin 54. ayeti de şöyledir:
"Ey iman edenler!
Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar;
Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur.
Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir."
Başta Vani Mehmet Efendi olmak üzere birçok tarihçi ve müfessir Arapların fütuhatı bırakması ve bu misyonu Türklerin devralması vesilesiyle bu ayetin Türklere işaret ettiğini ifade etmektedirler.
Vani Mehmet Efendi:
“Arais ül Kur’an ve Nefais ül Furkan” adlı tefsirinde, Tevbe suresinin 39. ayetindeki ( Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.") Tebük Seferi’ne katılmayan Araplar kınanarak, “Sizin yerinize başka bir kavim geçer” ifadesinde belirtilen, Arapların yerine geçecek olan milletin “Türkler” olduklarını tefsirinde belirtir.
ATALARIMIZIN GÖZ KAMAŞTIRAN FETİHLERİ
Benim çok dikkatimi çeken bir olay var Osmanlı devleti 1299 da Söğüt'te kuruldu. 400 çadırlık bir devlet.
Keçi yetiştiriyorlar. Domaniç de yaylaları.
Nasıl oluyor da 1299'da kurulan bu devlet 27 yıl gibi çok kısa bir süre sonra 1326'da dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğu olan Bizans'tan başkentleri İstanbul'un en yakında en güzide şehirleri Bursa'yı fethediyor ve Bursa'yı başkenti yapıyorlar.
İşte Hz Ömer'in ve o dönemlerin fetihleri, Fatihleri ve Fetih ordusu. İşte daha sonra Müslüman Türklerin fetihleri, Fatihleri ve fetih ordusu.
FETİH TOPLUMU OLMAK MECBURİYETİNDEYİZ
Demek ki biz bugünkü Müslümanlar bugünkü Müslüman Türkler o fetih ordusunun sahip olduğu maddi ve manevi özelliklere; adalete,birliğe, Allah sevgisine, teslimiyete, kardeşliğe, aklı kullanmaya, bilim sevgisine sahip olsak yine yeryüzünü İlahi Kelimetullah'a açma imkanı bulacağız demektir.
Ama bakıyorsunuz bugün biz Müslümanlar olarak Allah'ın ilk emri oku bizde okumak yok.
Alah'ın emri çalış çalışmak yok, Allah'ın emri yakınlara akrabaya yardım ediniz; biz akrabalarımızla yakınlarımızla kavgalı.
Allah'ın emri ilim, yüksek ahlak, adalet, emanetleri ehline vermek bizlerde onlar yok.
Allah'ın emri meşveret, işleri istişare ile yapmak yani gerçek demokrasi bakıyorsun biz de o yok.
O zaman biz bu halimizle Allah'tan nasıl maddi yükseklik ve manevi yücelik isteyebiliriz ki...
Maddi yükseklik ve manevi yücelik için ona layık bir kişi ve bir toplum haline gelmek mecburiyetindeyiz.
Ama bakıyorsun biz Müslümanlar yıllardır ülkelerimizde hakim olan kapitalist düzeni savunan, yaşatan, bir parçası olan insanları ayakta tutmakla, partileri, toplulukları ayakta tutmakla meşgulüz..
Ya da kapitalist düzene karşı olan aydınlarımız, insanlarımız da sosyalizm, komünizm gibi bizim tarihimiz ve medeniyetimizle; insanlığı, çağları aydınlatan, fitne ve fesadı ortadan kaldıran, zulmü ortadan kaldıran bizim tarihi düzenimizle hiçbir alakası olmayan sosyalizmi, liberalizmi faşizmi savunabilmektedir.
1683 VİYANA BOZGUNUNDAN SONRA NEDEN HEP GERİ ÇEKİLDİK
Rahmetli Bilge Liderimiz Aykut Edibali ölümünden kısa bir süre önce yapmış olduğu bir konuşmada milletimiz 1683'te Viyana kapılarına kadar dayandı ama orada durdu ve 1683'ten sonra geri çekile çekile ta Anadolu toprakları bile düşman işgali altına girdi ve 1919'da başlattığımız milli mücadele'yle 1923'te Cumhuriyeti kurmamızla o geri çekiliş süreci son buldu ve yıkılış süreci bitti.
Soruyordu o zaman Aykut Edibâli: "Acaba 1683'e kadar Viyana'ya kadar dayanmışken 1683 ten sonra ne oldu da birden bire geri çekildik.
Bu soru üzerinde durulmalıdır."
Sebebi işte yukarıda izah ettiğim husus olsa gerektir.
8000 kişiyle Diyarbekir'i fetheden o insanlar ilim sahibi, hikmet sahibi, adalet sahibi, hürriyetçi; maddi ve manevi yükseklikler sahibi insan; Diyaribekir'i, Bursa'yı,İstanbul'u,Trabzon'u ve daha nice beldeyi fetheden o fetih toplumu insanlar.
Demek ki 1683 Viyana bozgunu sonrası dönemlerinde insanımız o özelliğini kaybetmiş.
Sorunun cevabı bu olsa gerek.
TÜRK MİLLETİ'NİN BÜYÜK MİSYONU,GÖREVİ VE DAVASI
Onun için diyoruz ki "Çağımızı bir fetih çağı; toplumumuzu bir fetih toplamı yapmak mecburiyetindeyiz."
Doğunun, batının kirli, ahlaksız,adaletsiz, zulüm mekanizması halinde olan; kapitalizm, liberalizm, sosyalizm, faşizm gibi sistemleri değil kendi milli ve tarihi düzenimizi öğrenen, yaşayan ve tebliğ eden; o misyona sahip Büyük Türk milletinin kendi tarihi misyonuna sahip insanlar olmak durumundayız.
Bunu yaptığımız an maddi ve manevi yükseklik ve yücelikler bizim için mukadder olacak bunu yapmadığımız sürece de sistemlerini taklid ettiğimiz emperyalistlerin kölesi, sığıntısı olmak bize düşecektir.
İşte bizim davamız, bizim misyonumuz budur ve Türkiye'de 85 milyon her bir ferdimizin bu misyonu öğrenmek, yaşamak ve hayata geçirmek gibi bir görevi vardır.
Yeryüzündeki 1 milyar 700 milyon Müslümanın,Türk'ün aynı şekilde bu misyonu öğrenmek, yaşamak ve tebliğ etmek görevi vardır.
El ele vererek eşit, adil, hakka, hukuka, adalete dayanan birliktelikler kurarak yeryüzünde fitne fesattan eser kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar cihad etmek görevimiz vardır.
Zira yüce Allah yüce Kur'an'da "Allah yeryüzünü Salih kullarına varis kılmıştır." (Enbiya,105) buyurmaktadır.
Rahmetli Bilge Liderimiz Aykut Edibali Halit bin Velid'in İspanya fethine çıkarken ordusuna bu ayeti hatırlatarak Allah'ın yeryüzünü Müslümanlara tahsis ettiğini ifade etmiştir.
Bilge lider Aykut Edibali de bunu yüksek bir sesle "Yeryüzü, arz Müslümanındırrr." diyerek 10 bin kişilik Yeni Mahalle Aski salonunu inletecek bir şekilde söylediği sözler hala kulaklarımızda çınlamaktadır.
İşte bizim davamız, insan olarak bizim misyonumuz, Türk milleti olarak bizim misyonumuz budur.
Bu büyük görevi, misyonu ve davayı günübirlik kuruntuların, nefsani arzuların bir parçası görmek büyük bir gaflettir, aldanıştır.
Onun için Milletim uyan! diyoruz.
Milletim uyan!
Büyük Türk milletinin bir ferdi olarak asıl misyonun ne olduğunu öğren yaşa ve hayata geçirmek için maddi ve manevi gücünü ortaya koy.
Sen bu dünyaya bir avuç et, bir avuç ot için gelmedin.
Görevini bil ve görevinin başına geç!
Hedefimiz İlahi Kelimetullah için nizam-ı alem davasıdır.
Biz buna "Türk Milletinin varlık ve beka davası"da diyoruz.
Hedefimiz doğrudan doğruya Milli iktidar, Milli devlet ve Muhteşem Türkiye'dir.
Mehmet Mutluoğlu
Fetih, kuru bir cihangirlik ve toprak almak değildir.
Fetih; gönülleri kazanmak, gayri ilmi, gayri insani,gayri ahlaki; zulme ve sömürüye dayanan emperyalist sistemlerden ve yaşayış tarzından insanları kurtararak, insanları "Barış (silm, İslam) ve Erdem m
Medeniyeti" içerisinde yaşamalarını sağlamaktır.
Fetih, ülkeleri insanları ilahi kelimetullahla Allahu ekber sesleri ile buluşturmaktır.
Onun için bütün fetihlerin gayesi İlahi Kelimetullah için nizam-ı alem davası olmuştur.
Bütün fatihlerin amacı Allah'ın adını yeryüzüne yaymaktır.
Onun için Allah'ın Kur'an'da da ifade buyurduğu gibi "Yeryüzünde fitne fesattan eser kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar cihad ediniz." (Bakara,193) ayeti fethin temel gayesini ifade eder.
DİYARBAKIR'IN FETHİ
İkinci halife Hz Ömer döneminde 27 Mayıs Cuma günü 638 yılında Diyarbakır fethedilir. Suriye, Mezopotamya baştanbaşa ezanı Muhammed'i ile, Allahu ekber sesleri ile tanışır.
Heraklius döneminde yapılan Diyarbakır'ın merkezindeki kilise camiye çevrilir. Diyarbakır'ın ortasında bulunan o güzeller güzeli Diyarbakır Ulu Cami işte budur.
Halid bin Velid'in oğlu
Hz Süleyman ve 27 arkadaşı surlar içinde,13 sahabe de surar dışında şahid olmuşlardır.
Diyarbakır Sur içinde 27 sahabenin şehitliğinin bulunduğu yerde bugün Hz Süleyman camii vardır.
KUDÜS'ÜN FETHİ
Diyarbakır'ın fethinden önce yine Hz Ömer döneminde 637 yılında Kudüs fethedilir.
Hz Ömer azatlı eski kölesi ile üzerinde giydiği yamalı elbisesiyle Kudüs' e doğru yol alırken bir kölesi deveye binmekte bir kendisi binmektedir.
Hz Ömer Kudüs'ü savaşsız teslim etmeleri için elçiler gönderir.
Kudüs'ün baş hahamı ben Kudüs'ün anahtarlarını yalnız bir kişiye teslim ederim.
O da Hz Ömerdir.
Çünkü ben onun adaletinden eminim diye ifade eder.
İşte Müslümanların, Müslüman Arapların, Müslüman Türklerin fetihlerinin temelinde yatan bu anlayıştır.
Adalettir, sevgidir, merhamettir, hürriyettir.
Hz Ömer'in gönderdiği ordunun ta Medine'den Diyarbakır önlerine gelmelerinin temel sebebi budur.
İlahi Kelimetullah için nizam-ı alem davası.
Ve onlar içinde 1000 sahabenin bulunduğu sadece 8000 kişilik bir ordu.
Ve bu kadar az bir insan nasıl Bizanslılar tarafından Kostantaniyye denilen bu şehri feth edebiliyordu.
Peşinden Arapların bu misyonu terk etmesi üzerine Türklerin bu misyona sahip çıkması ve1453'te İstanbul'un Türkler tarafından fethedilerek Hz. Peygamberin övgüsüne mazhar olması.
FETİH RUHUNU ANLAMAK VE TRABZON'UN FETHİ
Fetih ruhunu anlamak bakımından Fatih Sultan Mehmet Han'ın 1461'de Gümüşhane üzerinden gelerek Trabzon'u fethetmesi olayını da incelememiz gerekir.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'dan başlayan ve Trabzon'un fethetmek üzere devam eden 7 ay 10 günlük seferi Gümüşhane üzerinden Trabzon'u fethetmeye yöneldi.
Sultan Fatih, Toros dağlarını aşarak Mardin'de
otağ kurmuştu.
Trabzon Rum Pontus İmparatoru'nun damadı olan Akkoyunlu Türk Devleti hükümdarı Uzun Hasan, annesi Sare Hatun'u Fatih'e elçi olarak gönderir. Sare Hatun Mardin'de Sultan Fatih'in otağına gelir.
Sare Hatun Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın mesajını Sultan Fatih'e iletir.
Sultan Fatih mesajı büyük bir nezaketle kabul eder.
Sare Hatun Sultan fatih'e: "Bunca mülkün var Trabzon'u da bizim oğlumuza, bize bağışla." diye ifade eder.
Sultan Fatih bunun üzerine: "Bizim amacımız kuru bir cihangirlik değil; biz Allah'ın adını yaymak için cihaddayız. senin oğlun gaza sevabına nail olamadı bari sen bize katıl ve gaza sevabına nail ol."diyerek onu da yanına alarak Trabzon seferine devam eder.
Sultan Fatih'in Avni mahlâsıylâ bu konuda yazdığı meşhur fetih gazeli İslâm fetihlerinin temel gayesini anlamak açısından incelenmeye ve üzerinde düşünmeye değerdir:
FETİH GAZELİ
İmtisal-i cahidü fi’llah olubdur niyyetüm
Din-i İslam’un mücerred gayretidür gayretüm
(Allah yolunda savaşmaktır niyetim
İslam dininin yalnızca yücelmesidir gayretim)
Fazl-ı Hakk u Himmet-i Cünd-i Ricaullah İle
Ehl-i Küfri serteser kahreylemekdür niyyetüm
(Allah’ın ve evliya Ordusunun yardımıyla
küfür ehlini baştan başa kahreylemek niyetim)
Enbiya vü evliyaya istinadum var benüm
Lütf-i Hakk’dandur heman ümmid-i feth ü nusretüm
(Peygamberlere ve velilere dayanmışlığım var benim
Allah’ın lütfundandır fetih ümidim ve kuvvetim)
Nefs ü mal İle n’ola kılsam cihanda İçtihad
Hamdülillah var gazaya sadhezaran rağbetüm
(Benliğim ve mal için dünyada cihat etsem ne olur ?
Allah’a hamt olsun, var Allah yolunda cihad etmeye yüz bin rağbetim)
Ey Muhammed Mücizat-ı Ahmed-i Muhtar İle
Umarum galib ola a’da-yı dine devletüm
(Ey Mehmed ! Ahmed-i Muhtar’ın mucizeleriyle
Umarım galip olur din düşmanlarına devletim )
İşte fethin amacını ve ruhunu ortaya koyan tarihi vesikalar.
Nitekim Sultan Fatih 40 günlük bir muhasaradan sonra Trabzon'u bir kişinin burnu kanamadan, kan dökülmeden, şehri yakıp yıkmadan teslim alır ve ilahi kelimetullaha açar.
Orada yaşayan diğer gayri müslimler de dininde, her türlü haklarında serbest asırlarca özgürce Türk-İslam yurdunda yaşama imkanı bulur.
FETİH TOPLUMU ve TÜRKLERE ÖVGÜLER
Hz Peygamberimizin Türkleri övgüsü şu şekildedir:
"Letüftehannel Konstantiniyyetü feleni'me'l emîru emîruha feleni'me'l ceyş-i zâlike'l ceyş.
Hadisi-i şerif: Ahmed b. Hanbel, Müsned ; Buharî, et-Tarihu’l-Kebir]
"Konstantiniyye elbet feth olunacaktır. Onu feth eden Kumandan ne güzel Kumandan, feth eden asker, ne güzel askerdir."
Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de Maide suresinin 54. ayeti de şöyledir:
"Ey iman edenler!
Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar;
Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur.
Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir."
Başta Vani Mehmet Efendi olmak üzere birçok tarihçi ve müfessir Arapların fütuhatı bırakması ve bu misyonu Türklerin devralması vesilesiyle bu ayetin Türklere işaret ettiğini ifade etmektedirler.
Vani Mehmet Efendi:
“Arais ül Kur’an ve Nefais ül Furkan” adlı tefsirinde, Tevbe suresinin 39. ayetindeki ( Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.") Tebük Seferi’ne katılmayan Araplar kınanarak, “Sizin yerinize başka bir kavim geçer” ifadesinde belirtilen, Arapların yerine geçecek olan milletin “Türkler” olduklarını tefsirinde belirtir.
ATALARIMIZIN GÖZ KAMAŞTIRAN FETİHLERİ
Benim çok dikkatimi çeken bir olay var Osmanlı devleti 1299 da Söğüt'te kuruldu. 400 çadırlık bir devlet.
Keçi yetiştiriyorlar. Domaniç de yaylaları.
Nasıl oluyor da 1299'da kurulan bu devlet 27 yıl gibi çok kısa bir süre sonra 1326'da dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğu olan Bizans'tan başkentleri İstanbul'un en yakında en güzide şehirleri Bursa'yı fethediyor ve Bursa'yı başkenti yapıyorlar.
İşte Hz Ömer'in ve o dönemlerin fetihleri, Fatihleri ve Fetih ordusu. İşte daha sonra Müslüman Türklerin fetihleri, Fatihleri ve fetih ordusu.
FETİH TOPLUMU OLMAK MECBURİYETİNDEYİZ
Demek ki biz bugünkü Müslümanlar bugünkü Müslüman Türkler o fetih ordusunun sahip olduğu maddi ve manevi özelliklere; adalete,birliğe, Allah sevgisine, teslimiyete, kardeşliğe, aklı kullanmaya, bilim sevgisine sahip olsak yine yeryüzünü İlahi Kelimetullah'a açma imkanı bulacağız demektir.
Ama bakıyorsunuz bugün biz Müslümanlar olarak Allah'ın ilk emri oku bizde okumak yok.
Alah'ın emri çalış çalışmak yok, Allah'ın emri yakınlara akrabaya yardım ediniz; biz akrabalarımızla yakınlarımızla kavgalı.
Allah'ın emri ilim, yüksek ahlak, adalet, emanetleri ehline vermek bizlerde onlar yok.
Allah'ın emri meşveret, işleri istişare ile yapmak yani gerçek demokrasi bakıyorsun biz de o yok.
O zaman biz bu halimizle Allah'tan nasıl maddi yükseklik ve manevi yücelik isteyebiliriz ki...
Maddi yükseklik ve manevi yücelik için ona layık bir kişi ve bir toplum haline gelmek mecburiyetindeyiz.
Ama bakıyorsun biz Müslümanlar yıllardır ülkelerimizde hakim olan kapitalist düzeni savunan, yaşatan, bir parçası olan insanları ayakta tutmakla, partileri, toplulukları ayakta tutmakla meşgulüz..
Ya da kapitalist düzene karşı olan aydınlarımız, insanlarımız da sosyalizm, komünizm gibi bizim tarihimiz ve medeniyetimizle; insanlığı, çağları aydınlatan, fitne ve fesadı ortadan kaldıran, zulmü ortadan kaldıran bizim tarihi düzenimizle hiçbir alakası olmayan sosyalizmi, liberalizmi faşizmi savunabilmektedir.
1683 VİYANA BOZGUNUNDAN SONRA NEDEN HEP GERİ ÇEKİLDİK
Rahmetli Bilge Liderimiz Aykut Edibali ölümünden kısa bir süre önce yapmış olduğu bir konuşmada milletimiz 1683'te Viyana kapılarına kadar dayandı ama orada durdu ve 1683'ten sonra geri çekile çekile ta Anadolu toprakları bile düşman işgali altına girdi ve 1919'da başlattığımız milli mücadele'yle 1923'te Cumhuriyeti kurmamızla o geri çekiliş süreci son buldu ve yıkılış süreci bitti.
Soruyordu o zaman Aykut Edibâli: "Acaba 1683'e kadar Viyana'ya kadar dayanmışken 1683 ten sonra ne oldu da birden bire geri çekildik.
Bu soru üzerinde durulmalıdır."
Sebebi işte yukarıda izah ettiğim husus olsa gerektir.
8000 kişiyle Diyarbekir'i fetheden o insanlar ilim sahibi, hikmet sahibi, adalet sahibi, hürriyetçi; maddi ve manevi yükseklikler sahibi insan; Diyaribekir'i, Bursa'yı,İstanbul'u,Trabzon'u ve daha nice beldeyi fetheden o fetih toplumu insanlar.
Demek ki 1683 Viyana bozgunu sonrası dönemlerinde insanımız o özelliğini kaybetmiş.
Sorunun cevabı bu olsa gerek.
TÜRK MİLLETİ'NİN BÜYÜK MİSYONU,GÖREVİ VE DAVASI
Onun için diyoruz ki "Çağımızı bir fetih çağı; toplumumuzu bir fetih toplamı yapmak mecburiyetindeyiz."
Doğunun, batının kirli, ahlaksız,adaletsiz, zulüm mekanizması halinde olan; kapitalizm, liberalizm, sosyalizm, faşizm gibi sistemleri değil kendi milli ve tarihi düzenimizi öğrenen, yaşayan ve tebliğ eden; o misyona sahip Büyük Türk milletinin kendi tarihi misyonuna sahip insanlar olmak durumundayız.
Bunu yaptığımız an maddi ve manevi yükseklik ve yücelikler bizim için mukadder olacak bunu yapmadığımız sürece de sistemlerini taklid ettiğimiz emperyalistlerin kölesi, sığıntısı olmak bize düşecektir.
İşte bizim davamız, bizim misyonumuz budur ve Türkiye'de 85 milyon her bir ferdimizin bu misyonu öğrenmek, yaşamak ve hayata geçirmek gibi bir görevi vardır.
Yeryüzündeki 1 milyar 700 milyon Müslümanın,Türk'ün aynı şekilde bu misyonu öğrenmek, yaşamak ve tebliğ etmek görevi vardır.
El ele vererek eşit, adil, hakka, hukuka, adalete dayanan birliktelikler kurarak yeryüzünde fitne fesattan eser kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar cihad etmek görevimiz vardır.
Zira yüce Allah yüce Kur'an'da "Allah yeryüzünü Salih kullarına varis kılmıştır." (Enbiya,105) buyurmaktadır.
Rahmetli Bilge Liderimiz Aykut Edibali Halit bin Velid'in İspanya fethine çıkarken ordusuna bu ayeti hatırlatarak Allah'ın yeryüzünü Müslümanlara tahsis ettiğini ifade etmiştir.
Bilge lider Aykut Edibali de bunu yüksek bir sesle "Yeryüzü, arz Müslümanındırrr." diyerek 10 bin kişilik Yeni Mahalle Aski salonunu inletecek bir şekilde söylediği sözler hala kulaklarımızda çınlamaktadır.
İşte bizim davamız, insan olarak bizim misyonumuz, Türk milleti olarak bizim misyonumuz budur.
Bu büyük görevi, misyonu ve davayı günübirlik kuruntuların, nefsani arzuların bir parçası görmek büyük bir gaflettir, aldanıştır.
Onun için Milletim uyan! diyoruz.
Milletim uyan!
Büyük Türk milletinin bir ferdi olarak asıl misyonun ne olduğunu öğren yaşa ve hayata geçirmek için maddi ve manevi gücünü ortaya koy.
Sen bu dünyaya bir avuç et, bir avuç ot için gelmedin.
Görevini bil ve görevinin başına geç!
Hedefimiz İlahi Kelimetullah için nizam-ı alem davasıdır.
Biz buna "Türk Milletinin varlık ve beka davası"da diyoruz.
Hedefimiz doğrudan doğruya Milli iktidar, Milli devlet ve Muhteşem Türkiye'dir.
Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) ve diğer ajanslar tarafından eklenen tüm haberler, sitemizin editörlerinin müdahalesi olmadan ajans kanallarından çekilmektedir. Bu haberlerde yer alan hukuki muhataplar haberi geçen ajanslar olup sitemizin hiç bir editörü sorumlu tutulamaz...
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.