DAHİ ŞAKİR AKSÖZ KİMDİR?
DAHİ ŞAKİR AKSÖZ KİMDİR?
DAHİ ŞAKİR AKSÖZ KİMDİR?
DAHİ ŞAKİR AKSÖZ KİMDİR?
ISPARTA'DA HER KAPIYI AÇAN ANAHTAR MI?
Isparta’da bazı isimler vardır.
Nerede bir siyasetçi varsa orada görünürler.
Nerede bir iş insanı varsa tanışırlar.
Nerede bir bürokrat varsa yolları kesişir.
Nerede bir üniversite yöneticisi varsa bir şekilde aynı masaya otururlar.
Televizyon ekranındadırlar, gazetecidirler, akademisyendirler, moderatördürler, danışmandırlar, program yaparlar, yorum yaparlar.
Ve yıllar geçer...
İsimleri değişmez.
Sadece bulundukları makamlar değişir.
İşte Şakir Aksöz de Isparta’da uzun yıllardır bu çok yönlü görünürlüğüyle dikkat çeken isimlerden biri.
Gazetecilik yaptı.
“Çözüm” gazetesini çıkardı.
Televizyon programları yaptı.
Kanal 32 ekranlarında uzun yıllardır “Isparta’da Ne Var Ne Yok?” programıyla kentin gündemini tartıştı. Programın yıllardır devam eden bir medya faaliyeti olduğu açık kaynaklarda da görülüyor.
FETÖ’den tutuklu Hasan İbicioğlu döneminde SDÜ’de öğretim görevlisi oldu.
Daha sonra üniversite yönetiminde danışmanlık görevinde bulunduğu da basına yansıdı.
Bugün ise Gazete32’de yazarlar arasında yer alıyor.
Bütün bunlar tek başına bir başarı hikâyesi olarak okunabilir.
Ama benim sorum başka:
Şakir Aksöz'ü Şakir Aksöz yapan nedir?
Gazeteciliği mi?
Televizyonculuğu mu?
Akademisyenliği mi?
Siyasetçilerle kurduğu ilişkiler mi?
İş dünyasıyla kurduğu temaslar mı?
Yoksa Isparta'nın farklı güç merkezleri arasında kurduğu ilişkiler ağı mı?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü Isparta gibi küçük bir kentte insanın kimleri tanıdığı, hangi masalarda oturduğu ve hangi kapılardan içeri girebildiği bazen yaptığı iş kadar önemlidir.
BİR GAZETECİ NE KADAR “HER YERDE” OLABİLİR?
Şakir Aksöz'ün kariyerine baktığınızda dikkat çeken bir başka özellik var:
Sürekli değişen şartlara rağmen görünürlüğünü koruyabilmesi.
Siyaset değişiyor.
Rektörler değişiyor.
Belediye başkanları değişiyor.
İş dünyasında dengeler değişiyor.
Partiler değişiyor.
Bürokratlar geliyor, gidiyor.
Ama bazı isimler kalıyor.
Aksöz de bu isimlerden biri.
Bu elbette tek başına suç değildir.
Hatta gazetecilik açısından bakıldığında geniş bir çevreye sahip olmak avantaj bile olabilir.
Fakat tam burada gazeteciliğin temel sorusu ortaya çıkar:
Gazeteci kimin yanında durur?
Güçlünün yanında mı?
Kamunun yanında mı?
Gerçeğin yanında mı?
Yoksa hepsine aynı anda yakın durup gerektiğinde herkesle iyi geçinmenin yolunu mu bulur?
İşte bu soruların cevabı, bir gazetecinin gerçek ağırlığını belirler.
Çünkü gazetecilik sadece insan tanımak değildir.
Gazetecilik gerektiğinde tanıdığı insanı da eleştirebilmektir.
Hatta daha önemlisi:
Tanıdığı insanı kaybetmeyi göze alabilmektir.
SDÜ MESELESİ NEDEN ÖNEMLİ?
Şakir Aksöz'ün kariyerindeki en dikkat çekici dönemeçlerden biri de Süleyman Demirel Üniversitesi'dir.
Aksöz'ün SDÜ'de öğretim görevlisi olarak görev yaptığı ve bir dönem rektör danışmanlığı görevini üstlendiği basına yansıdı.
Üstelik bugün geriye dönüp baktığımızda o yıllar SDÜ açısından son derece tartışmalı bir döneme denk geliyor.
Burada kimseyi bir örgütle ilişkilendirmek gibi bir niyetim yok.
Böyle ağır iddialar ancak mahkeme kararları, resmi belgeler ve doğrulanabilir bilgiler üzerinden konuşulabilir.
Ama gazetecilik açısından sorulması gereken meşru bir soru vardır:
Bir gazeteci üniversitede akademik görev üstlendiğinde ve aynı zamanda üniversite yönetimine yakın bir konumda bulunduğunda, gazetecilik bağımsızlığını nasıl korur?
Bu soru Şakir Aksöz için sorulabileceği gibi başka herkes için de sorulabilir.
Çünkü mesele kişi değil, sistem meselesidir.
Gazeteci ile güç sahibi kurum arasındaki mesafe ne kadar olmalıdır?
Gazeteci yönetimin danışmanı olabilir mi?
Olursa, yarın o yönetimi eleştirdiğinde kamuoyu onun sözlerine ne kadar güvenebilir?
Bunlar küçümsenecek sorular değildir.
ISPARTA'NIN “KÜÇÜK DÜNYASI”
Isparta'da yıllardır aynı problemi yaşıyoruz.
Şehir küçük.
İnsanlar birbirini tanıyor.
Siyasetçi gazeteciyi tanıyor.
Gazeteci iş insanını tanıyor.
İş insanı siyasetçiyi tanıyor.
Bürokrat hepsini tanıyor.
Üniversite yönetimi zaten aynı çevrenin içinde.
Sonra ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor:
Herkes herkesi tanıyor ama kimse kimseyi gerçek anlamda sorgulamıyor.
Bir gün aynı masada oturanlar, ertesi gün birbirlerini eleştirmek zorunda kaldıklarında kalemler yumuşuyor.
Sorular hafifliyor.
Cümleler yuvarlanıyor.
Eleştiri kişiselleştirilmesin diye gerçek meselelerin üzerine gidilmiyor.
İşte Isparta'nın asıl sorunu burada.
Biz birbirimizi fazla tanıyoruz.
Ama kenti yeterince tanımıyoruz.
Kentin sorunlarını biliyoruz ama sorunların üzerine gitmekte zorlanıyoruz.
“DAHİ”LİK NEREDE BAŞLIYOR, LİYAKAT NEREDE BİTİYOR?
Şakir Aksöz'e “dahi” deniyor mu?
Kendisi bu sıfatı kullanıyor mu?
Bilmiyorum.
Ama başlıkta özellikle bu kelimeyi kullanıyorum.
Çünkü Isparta'da bazı insanların başarısını açıklamak için “dahi”, “çok yönlü”, “her kapıyı açar”, “herkesi tanır” gibi ifadeler kullanılıyor.
Ben ise başka bir kavramı önemsiyorum:
Liyakat.
Bir insanın başarısını ilişkileriyle değil, yaptığı işle ölçmek gerekiyor.
Hangi gazeteyi çıkardın?
Ne yazdın?
Hangi haberi yaptın?
Kimin karşısında durabildin?
Hangi yanlışın üzerine gittin?
Kimin hoşuna gitmeyecek bir soruyu sordun?
Hangi güç sahibine “hayır” diyebildin?
Asıl ölçü budur.
Çünkü bir gazetecinin değeri, kaç kişiyle fotoğraf çektirdiğiyle değil, kaç kişinin karşısında gerçeği söyleyebildiğiyle ölçülür.
HERKESLE İYİ OLMAK MARİFET Mİ?
Isparta'da bir gazeteci düşünün.
İktidarla arası iyi.
Muhalefetle arası iyi.
İş dünyasıyla arası iyi.
Bürokratlarla arası iyi.
Üniversite yönetimleriyle arası iyi.
Belediyeyle arası iyi.
Sivil toplumla arası iyi.
Herkesle iyi.
Peki...
Kimseyle problemi yoksa kimi sorguluyor?
İşte asıl soru budur.
Gazetecinin görevi herkesle kavga etmek değildir.
Ama herkesle iyi geçinmek de gazeteciliğin hedefi değildir.
Çünkü gazetecilik biraz da rahatsız etme sanatıdır.
Gazeteci gerektiğinde belediye başkanını rahatsız eder.
Rektörü rahatsız eder.
Milletvekilini rahatsız eder.
İş insanını rahatsız eder.
Bakanı rahatsız eder.
Hatta kendi meslektaşını bile rahatsız eder.
Çünkü gazetecinin sadakati kişilere değil, kamu yararınadır.
MESELE ŞAKİR AKSÖZ DEĞİL
Burada bir parantez açmak gerekiyor.
Bu yazının meselesi aslında Şakir Aksöz'ün şahsı değildir.
Şakir Aksöz sadece Isparta'daki daha büyük bir problemin görünür yüzlerinden biridir.
O problem şudur:
Isparta'da güç, medya, siyaset, üniversite ve iş dünyası arasındaki sınırlar ne kadar belirgindir?
Bu sınırlar neden sürekli birbirine yaklaşmaktadır?
Gazeteciler neden aynı zamanda kurumlarda görev almaktadır?
Kamu kurumlarında görev alan gazeteciler, görev yaptıkları kurumları eleştirebilir mi?
İş insanlarıyla yakın ilişkiler gazeteciliğin bağımsızlığını etkiler mi?
Siyasetçilerle yakınlık haber dilini değiştirir mi?
Üniversite yönetimine danışmanlık yapan bir gazeteci, üniversitenin yanlışlarını aynı sertlikle yazabilir mi?
Sorular bunlar.
Ve bu soruların cevabı verilmeden “kim haklı, kim haksız” tartışması yapmak kolaycılıktır.
ISPARTA'DA ARTIK ŞEFFAFLIK ZAMANI
Ben Şakir Aksöz'ün düşmanı değilim.
Kendisini suçlayan bir mahkeme de değilim.
Ama gazetecilik yapan herkes gibi onun da kamuoyuna açık biçimde sorgulanabilir olduğunu düşünüyorum.
Çünkü gazeteci kamu adına konuşuyorsa, kamu da gazeteciyi sorgulayabilir.
Bu çok doğal.
Üstelik Aksöz'ün uzun yıllara yayılan gazetecilik ve televizyonculuk geçmişi, onu Isparta'nın medya hafızasının önemli isimlerinden biri haline getiriyor. Bugün hâlâ televizyon programlarıyla kamuoyunun karşısına çıkıyor ve farklı kurumların temsilcilerini programlarında ağırlıyor.
O halde soralım:
Şakir Aksöz kimdir?
Sadece gazeteci mi?
Akademisyen mi?
Televizyoncu mu?
Yönetici mi?
Danışman mı?
Yoksa Isparta'nın siyaset, medya, üniversite ve iş dünyası arasında dolaşabilen en deneyimli isimlerinden biri mi?
Bunu en iyi yine Şakir Aksöz anlatabilir.
Ama bir şartla:
Kendisi hakkında sorulan zor sorulara da, başkalarına sorduğu sorular kadar açık cevap vermeli.
Çünkü gazeteci başkalarını sorguluyorsa, kendisi de sorgulanmayı göze almalıdır.
Son sözüm şu:
Isparta artık “kim kimi tanıyor?” sorusundan çıkıp,
“Kim ne yaptı?”
sorusuna geçmek zorunda.
Kim hangi göreve nasıl geldi?
Kim hangi başarıyı hangi liyakatle elde etti?
Kim hangi kurumda hangi sorumluluğu üstlendi?
Kim hangi kararın arkasında durdu?
Kim yanlış yaptığında hesap verdi?
Ve en önemlisi:
Kim, güçlü olduğu için mi konuşuyor; yoksa doğru olduğu için mi?
Bence Isparta'nın bugün en çok ihtiyacı olan soru budur.
Şakir Aksöz dahil herkes için.
Çünkü şehirler isimlerle değil, hesap verebilirlik kültürüyle büyür.
Mehmet Ali Çelik
Küresel Akdeniz ve TİNGADER Türkiye Dergisi İmtiyaz Sahibi
ISPARTA 1176 MİRYOKEFALON ZAFER DERNEĞİ ve TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği) Gn.Bşk
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.