GELENİ ETEKLERİZ, GİDENİ İTEKLERİZ; BİZ NE UTANMAZ KÖPEKLERİZ
GELENİ ETEKLERİZ, GİDENİ İTEKLERİZ; BİZ NE UTANMAZ KÖPEKLERİZ
İT ÜRÜR, KERVAN YÜRÜR
İT ÜRÜR, KERVAN YÜRÜR
Değerli dostlar;
İtin biri, ipini koparmış; sağa sola salyasını akıtarak ürümeye başlamış. Kimse kendisine “Hoşt, hoşt!” demediği hâlde, o yine de ulumaya devam ediyor.
O zannediyor ki kendisini herkes bağrına basıyor; karşısında olmasa bile gıyabında alkışlayanlar var. Oysa kendi kurduğu hayal dünyasında yaşamaktan başka yaptığı bir şey yok.
O, mensubu olduğunu düşündüğü besinli basın toplantılarında da başköşede, dama taşı gibi, her daim yerini alıyor.
Siz ona “Hoşt, hoşt!” demeseniz de o size “Hav, hav!” diye cevap veriyor. Zira o, kendi sesini değil, sahibinin sesini çıkarıyor.
O, şeytan taşlayanları sevmez. Zira o; şeytanlarla iş tutanların, beytülmale el uzatanların kiralık ya da satılık kalemşörüdür.
O, sahibinin hatırı için iftira atmayı bile ibadet zanneder...
O, yargılanır, ceza alır. Hâkimin merhamet kanatları altında para cezası ödeyerek kodese girmekten paçasını kurtarmış olmasına rağmen uslanmaz, utanmaz, arlanmaz; hatta arlanmamayı marifet sayar.
Zira O’nun ar damarı çatlamıştır.
Yine O’nun tek bir amacı vardır:
SAHİBİNİN SESİ OLMAK!..
Ama O’nun sahipleri hep aynı değildir.
O’nun besin kapısı değişkendir.
O’nun kuklası olduğu zevat arasında siyaset bezirgânları, beytülmal soyguncuları, nefs-i emmârelerine esir düşmüş bedbahtlar ve kıblesi bozuklar vardır.
VER ALLAH’IM VER...
HARAM HELAL VER…
BU KULUN YER ALLAH’IM DİYE DUA EDENLER, ONUN VAZGEÇİLMEZ YOLDAŞLARIDIR.
O’nun alnını secdede görürseniz şaşmayın.
Çünkü secde etmekle eğilmek arasında onun dünyasında hiçbir fark yoktur.
O, tilki gibidir. Kendini akıllı zanneder.
Hatta seyyid olduğundan bahseder. Cami kapıları hariç, bütün kapılar onun için ekmek kapısı, hatta ekmek kıblesidir.
O, kendisini her devrin geçerli akçesi zanneder.
Menfaat cephesinin selamını alır, selamını verir; kim güçlüyse onun yanında saf tutar.
O, virgül gibi eğilmeyi yeğler; nokta gibi dimdik durmayı ise hiç sevmez.
O, bütün bunlara rağmen aç karga gibidir.
Karnı bir türlü doymaz. Zira o, yedikçe acıkanlardandır.
O’na cami kapılarında cumalardan sonra mendil serseniz yine doymaz.
Zira onun dualarından biri de:
“RABBENA, HEPBENA!”
O’nun bukalemunlar âleminin bir üyesi olduğunu zannedersiniz. Ama o, bukalemundan da öte bir canlıdır; menfaat karşısında rengini değiştirmekle kalmaz, gerektiğinde karakterini de değiştirir.
Menfaati için eğilmeyeceği kapı yoktur.
Menfaati için sizin karşınızda size secde etse bile hiç şaşırmayın.
O, “Damlaya damlaya göl olur, akar gider sel olur.” anlayışıyla yoluna devam eder. Menfaatinin olmadığı yerde size selam bile vermez; hatta sizin selamınızı dahi almaz.
O; dürüst insanlardan, kıblesi düzgün insanlardan, gerçek seyyidlerden, sülehadan ve şühedadan hiç hoşlanmaz.
Çünkü dürüst insan onun için aynadır. Ayna ise onun hiç sevmediği şeydir.
O’nun için kimse referans olmaz. Fakat kendisinin referans olduğu ya da herkesin referans kabul ettiği insanları da hiç sevmez.
Değerli dostlar;
Biz, kamusal menfaati gözetmeyen ve Isparta’nın hak ettiği yere ulaşmasını çeyrek asırdır geciktirenler her kim olursa olsun, gözünün yaşına bakmayız.
Üzerimize kara bulutlardan sicim gibi yağan yağmur misali gelseler de biz doğru bildiğimiz, hak bildiğimiz ve toplumun vicdanında karşılığı olan her olayın üzerine gideriz; gideriz de gideriz.
Bu uğurda hiç kimseden çekinmeyiz, kimseden icazet almayız.
Zira bizim kalemimiz kiralık da değildir, satılık da...
O zavallı, ne idüğü belirsiz, kıblesi bozuk münferide söyleyecek çok şeyimiz var.
Ancak onun adını yazıp da kendisine reklam yapmak istemiyoruz.
O kendisini bilir.
Bizim kim olduğumuzu da o çok iyi bilir.
Biz, sahte karot raporlarıyla devleti dolandıranlara göz yummayız.
O ise böyle kişilere çanak tutar; adeta taparcasına karot hırsızlarına bir mıknatıs gibi yapışır.
Biz, çeyrek asır Isparta siyasetine yön veren bir siyasinin üzerine giderek, Dereboğazı yolunun onun döneminde niçin yapılmadığını sorgularken; o, siyasi meftaya hâlâ sahip çıkmaya devam eder.
O, dün kapısından içeri giremediği, hatta kovulduğu kapılardan bugün iki kuruşluk dünya menfaati uğruna içeri girer ve çanak tutar.
O’nun Makyavelist dünya görüşünden başka bir dünyası olmadığı için onun açısından her yol mübahtır.
O’nun dünyasında haram ile helalin de bir anlamı yoktur.
O, para için kendini bile sa...
Bu müptezel için gazetecilik anlayışı şöyledir:
Bir şehirde onun gözünün önünde bir çocuğa bir şeyler yapılıyorsa, “Beni ilgilendirmez.” der; ama fotoğrafını çeker, haberini yapmayı da bilir.
Bir şehirde hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, kadın ticareti ve benzeri işler toplumsal bir felakete dönüşmüşse, “Bunlar beni ilgilendirmez. Ben fotoğraf çeker, haber yaparım. Bana da bir şeyler verirlerse haber de yaparım.” der.
Yani onun gazeteciliğinde hakikatin değil, menfaatin peşinden gitmek vardır.
Değerli dostlar;
Geçmişte İstiklal Savaşı’nda bu müptezel yaşasaydı, ilk karşı çıkacağı isimler arasında Halide Edip Adıvar ya da Hasan Tahsin olurdu.
Ya Topal Osman’a karşı olurdu ya da Hafız İbrahim Demiralay’a...
Çünkü bu maceraperest savaşa değil, objektife asılır; çektiği fotoğrafları da karşı tarafa, yani Yunanistan’a satar, parasını kazanırdı.
Değerli dostlar;
Bizim adımızı pis ağzına alan ve diline dolayanlara diyoruz ki:
SİZ ÖNCE KENDİNİZE BAKIN!
Aynada kendinizi nasıl gördüğünüze bir bakın!
Yani:
ÂYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ.
ŞAHSIN GÖRÜNÜR RÜTBE-İ AKLI ESERİNDE.
Değerli dostlar;
Kıymetli okurlar;
Biz, “Geleni eteklemek, gideni de iteklemek” için gazetecilik yapmıyoruz.
Bizim işimiz, kim gelirse gelsin önünde eğilmek; kim giderse gitsin arkasından konuşmak değildir.
Bizim işimiz, doğru bildiğimizi yazmaktır.
Ve diyoruz ki:
İT ÜRÜR, KERVAN YÜRÜR...
KALIN SAĞLICAKLA...
NOT: Biz, “Tecahül-i Ârif” edebiyatıyla bir şeyler yazdık.
“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”
“Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler.”
Bu kişi de söz konusu atasözünün tipik bir örneğidir.
Biz yine de olmayan itibarını korumak için adını ifşa etmeden böyle bir yazı yazdık.
Zira belki bir gün yüz yüze geliriz diye düşündük.
İnşallah akıllanır!..
Mehmet Ali ÇELİK
Küresel Akdeniz ve TİNGADER Türkiye Dergisi İmtiyaz Sahibi
ISPARTA 1176 MİRYOKEFALON ZAFER DERNEĞİ ve TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği) Gn. Bşk.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.