deneme bonusu grandpashabet güncel adres betpark süperbetin giriş betebet bets10 Matadorbet vdcasino tipobet giriş onwin giriş deneme bonusu veren siteler 2023 giriş onwin grandpashabet grandpashabet

ISPARTA’DA DEVLETİN MAKAMI KİMİN İÇİN KULLANILIYOR?

Isparta 15.09.2026 - 16:16, Güncelleme: 15.09.2026 - 16:16
 

ISPARTA’DA DEVLETİN MAKAMI KİMİN İÇİN KULLANILIYOR?

Mehmet Ali Çelik yazdı…

   Değerli Küresel Akdeniz okurları; Bugün anlatacağımız olay, sıradan bir aile meselesi değildir. Bir ilçede görev yapan bir kamu görevlisinin, devlet adına kendisine verilen makamın ve bu makamın sağladığı nüfuzun, ailesi ve çocuğuyla ilgili meselelerde kullanıldığı yönündeki ciddi iddialardan söz ediyoruz. İddialar doğruysa ortada sadece bir okul meselesi yoktur. Ortada kamu gücünün kişisel amaçlarla kullanılıp kullanılmadığı, öğretmenlerin ve kamu çalışanlarının baskı altına alınıp alınmadığı ve devlet makamının ailevi meselelerin çözümünde bir güç aracı haline getirilip getirilmediği sorunu vardır. Ve bu nedenle soruyoruz. Devletin makamı kimin için kullanılıyor?   ÇOCUĞUN OKULUNDA YAŞANANLAR   İddiaya göre söz konusu kamu görevlisinin çocuğunun eğitim hayatında uzun süredir ciddi disiplin ve başarı problemleri yaşanıyor. Çocuğun ilk olarak Ş. L. K. Okulu’na yerleştiği, burada bazı öğrencilerle kavga ve disiplin sorunları yaşadığı, okul yönetiminin aileyi defalarca görüşmeye çağırdığı ileri sürülüyor. Ancak iddialara göre her görüşmede çocuğun davranışlarını sorgulamak yerine, yaşanan olaylarda diğer öğrencilerin suçlandığı, okul yönetimi ve öğretmenler üzerinde baskı kurulmaya çalışıldığı belirtiliyor. İddialara göre çocuk zaman içerisinde derslerinden de uzaklaşıyor. Notlar düşüyor. Bunun üzerine bazı öğretmenlerin sınavlarının yeniden değerlendirilmesi konusunda baskı gördüğü ileri sürülüyor. Fakat okul müdürünün bu baskılara boyun eğmediği, sınav sonuçlarında objektif bir değişiklik yapmadığı iddia ediliyor. Burada özellikle altını çizelim. Eğer bir okul müdürü, makam sahibi bir kişinin baskısı karşısında öğrencinin notunu değiştirmiyorsa, yaptığı şey görevini yerine getirmektir. Devletin istediği de zaten budur. Ancak iddialara göre baskılar bununla da bitmiyor. Çocuğun sınıf kapısına zarar vermesiyle birlikte okul yönetimi açısından bardağın taştığı, aile tarafından okul yönetimine yönelik baskının sürdüğü, sonuç alınamayınca öğrencinin başka bir okula nakledildiği öne sürülüyor. Peki mesele çözüldü mü? İddiaya göre hayır.   OKUL DEĞİŞTİ, İDDİALAR DEĞİŞMEDİ   Çocuğun yeni okulunda da akademik başarısının düşük olduğu, çok sayıda dersten başarısız bulunduğu ileri sürülüyor. Buradan sonra anlatılanlar ise çok daha ciddi. İddiaya göre öğrencinin sınava girebilmesi için askerİ personelin refakat ettiği bir süreç yaşanıyor. Daha da dikkat çekici olanı, öğrencinin elinin kırık olduğu gerekçesiyle sınav sırasında farklı kişilerin yardım ettiği yönündeki iddia. Bir öğretmenin, raporlu öğrencinin sınava girmesiyle ilgili itirazda bulunduğu, bunun üzerine raporun iptal edildiği ve öğrencinin sınava alındığı ileri sürülüyor.  Bütün bunların tamamı araştırılması gereken iddialardır. Ancak asıl mesele bundan sonra başlıyor.   SEKİZ ZAYIFTAN DÖRT ZAYIFA... İddialara göre öğrencinin çok sayıda başarısız dersi bulunmasına rağmen, okulda daha önce yöneticilik yapmış ve aileyle yakın ilişkileri olduğu ileri sürülen bir kişinin devreye girmesiyle bazı notların değiştirilmesi yönünde girişimde bulunuluyor. İddiaya göre bu girişimler sonucunda öğrencinin başarısız derslerinin sayısı sekize kadar çıkmışken dörde indiriliyor. Fakat dört zayıf da yetmiyor. Çünkü öğrencinin sınıf geçebilmesi için gerekli şartların oluşması gerekiyor. Bunun üzerine başka bir öğretmenden not değişikliği yapması yönünde baskı kurulduğu ileri sürülüyor. Ve işte burada olay, sıradan bir okul meselesinden çıkıp kamu gücü meselesine dönüşüyor.   ÖĞRETMENE TELEFONLAR, BASKILAR, MAKAM ÇAĞRILARI...   İddiaya göre öğretmenin not değişikliği yapması için önce ilçe milli eğitim yöneticileri üzerinden girişimde bulunuluyor. Öğretmenin eşiyle de görüşüldüğü, ikna edilmeye çalışıldığı ileri sürülüyor. Sonuç alınamayınca başka bir öğretmenin de devreye sokulduğu ve aynı talebin kendisine iletildiği iddia ediliyor. Öğretmenin geri adım atmaması üzerine bu kez makam üzerinden görüşme talep edildiği, öğretmenin ilçe millî eğitim müdürlüğüne çağrıldığı ve burada da baskının sürdüğü ileri sürülüyor. İddiaya göre siyasi bağlantılar da devreye sokuluyor. Bir siyasi parti ilçe yöneticisinin öğretmeni aradığı ve not değişikliği konusunda ikna etmeye çalıştığı öne sürülüyor. Burada durup düşünmek gerekiyor. Bir öğretmenin öğrencinin notunu değiştirmemesi için direnmesi mi sorun?  Yoksa bir öğrencinin notunu değiştirmek için öğretmene defalarca telefon edilmesi, farklı kişiler aracılığıyla baskı kurulması mı?   BASKI ÖYLE BİR NOKTAYA GELİYOR Kİ...   İddialara göre öğretmen, yaşadığı baskılar nedeniyle psikolojik olarak ciddi biçimde yıpranıyor. Rahatsızlanarak hastaneye gittiği, buna rağmen telefonların ve baskıların sürdüğü ileri sürülüyor. Sonunda öğretmenin, “Raporluyum, isterseniz çıkarın, notun altına imza atayım” noktasına getirildiği iddia ediliyor. Daha sonra psikolojik destek almak amacıyla bir üniversite hastanesinde uzman bir psikoloğa başvurduğu ve yaşadığı süreci anlatarak rapor aldığı öne sürülüyor. Okul yönetiminin ise öğretmenin kişisel şifresini kullanarak not değişikliği yapmadığı ve bu nedenle öğrencinin sınıfta kaldığı iddia ediliyor.   Şimdi soruyoruz!   Bir öğretmen, görevini yaptığı için neden bu kadar baskıya maruz kalır? Bir öğrencinin notu için neden bu kadar insan devreye girer? Bir çocuğun sınıf geçmesi neden bir devlet meselesine dönüşür? Ve daha önemlisi. Bir jandarma komutanının makamı bu işlerin neresindedir?   MESELE SADECE NOT DEĞİL!   Buraya kadar anlatılanlar bile ciddi bir iddia dosyası oluşturuyor. Fakat bize aktarılan iddialar bununla sınırlı değil. Kamu araçlarının aile fertleri tarafından kullanıldığı, devletin imkanlarının ailevi meselelerde devreye sokulduğu, kamu görevlileri üzerinde makamın gücü kullanılarak baskı oluşturulduğu yönünde de çeşitli iddialar bulunuyor. Bunların her biri ayrı ayrı araştırılmalıdır.   Çünkü devlet görevi, kişinin ailesine sağladığı özel bir imtiyaz değildir. Jandarma komutanlığı bir aile makamı değildir. Rütbe, eşin ve çocuğun karşılaştığı her sorunu çözmek için kullanılabilecek kişisel bir güç değildir. Devletin arabası aile aracına, devletin makamı aile ofisine, devletin rütbesi de kişisel tehdit aracına dönüşemez. Eğer böyle bir tablo gerçekten varsa bunun adı kamu görevinin kötüye kullanılması tartışmasıdır.   DAHA VAHİM İDDİALAR DA VAR!   Bize ulaşan iddialar arasında öğrenciyle ilgili dikkat çekici başka bilgiler de bulunuyor. Psikolojik destek aldığı ileri sürülen öğrencinin bir gün babasına ait silaha ulaşarak okulda ciddi bir olay çıkarmasından endişe edildiği, bu konuda geçmişte yaşanan okul saldırıları ve benzeri olaylara atıf yapıldığı belirtiliyor. Burada çok açık konuşalım. Bu tür bir iddia araştırılmadan geçiştirilemez. Ortada silahla ilgili bir risk iddiası varsa bunun siyasi bağlantısı, makamı, rütbesi veya aile ilişkisi ne olursa olsun yetkili kurumların derhal inceleme yapması gerekir. Çünkü bazı olaylarda “nasıl olsa bir şey olmaz” denilen küçük ihmal, sonradan telafisi mümkün olmayan sonuçlara dönüşebilir.   ANNE DE MAKAMI KULLANIYOR?   İddialara göre olayların bir başka boyutunda öğrencinin annesinin de kamu görevlileri üzerinde baskı kurduğu ileri sürülüyor. Hatta bir hastanede doktorun odasına girilmesiyle başlayan tartışmanın adli bir sürece taşındığı iddia ediliyor. Doğruysa bu tablo gerçekten düşündürücüdür. Çünkü devletin makamı bir kişiye sınırsız hareket alanı vermez. Bir kamu görevlisinin eşi olmak da kimseye hastanede, okulda, kurumda veya başka bir kamu alanında istediği gibi davranma hakkı tanımaz. Devlet, kişilerin aile çevresinin gücüyle çalışan bir sistem değildir.   BU İDDİALAR DOĞRUYSA… Bir güç ilişkileri ağından söz ediyoruz. Hatta bu iddiaların adli makamlarca değerlendirilmesi halinde, eylemlerin niteliğine göre hangi hukuki sorumlulukların doğabileceğinin ayrıca araştırılması gerekiyor. Biz kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyoruz. Ama kimsenin makamından dolayı dokunulmaz olduğunu da kabul etmiyoruz.   VALİMİZ VE İLGİLİ KURUMLAR HABERDAR MI?   Şimdi asıl sorulara gelelim. Sayın Valimiz bu iddialardan haberdar mı? İl Jandarma Komutanlığı bu iddiaları biliyor mu? İl Millî Eğitim Müdürlüğü bu süreçten haberdar mı? İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü'nde yaşandığı ileri sürülen görüşmeler araştırıldı mı? Öğretmenlerin baskı gördüğü iddialarıyla ilgili herhangi bir tutanak, şikâyet veya inceleme yapıldı mı? Kamu araçlarının aile fertleri tarafından kullanıldığı iddiası incelendi mi? Öğrencinin sınav sürecinde yaşandığı ileri sürülen olaylarla ilgili tutanaklar mevcut mu? Not değişikliği konusunda öğretmenlere baskı yapıldığı iddiası araştırıldı mı?   Bunlar cevaplanması gereken sorulardır. Ve bu soruların cevabı dedikoduyla değil, belgeyle, tutanakla ve soruşturmayla ortaya konulmalıdır.   DEVLETİN İTİBARI MAKAM SAHİPLERİNİN İTİBARI DEĞİLDİR. Burada çok önemli bir ayrım yapıyoruz. Bir kamu görevlisi hakkında iddia bulunabilir. İddia doğru da çıkabilir, yanlış da. Yanlışsa o kamu görevlisinin itibarı korunmalıdır. Doğruysa gereği yapılmalıdır. Çünkü adalet herkese lazımdır. Ve devlet, herkes için devlettir.
Mehmet Ali Çelik yazdı…

 
 Değerli Küresel Akdeniz okurları;
Bugün anlatacağımız olay, sıradan bir aile meselesi değildir. Bir ilçede görev yapan bir kamu görevlisinin, devlet adına kendisine verilen makamın ve bu makamın sağladığı nüfuzun, ailesi ve çocuğuyla ilgili meselelerde kullanıldığı yönündeki ciddi iddialardan söz ediyoruz. İddialar doğruysa ortada sadece bir okul meselesi yoktur. Ortada kamu gücünün kişisel amaçlarla kullanılıp kullanılmadığı, öğretmenlerin ve kamu çalışanlarının baskı altına alınıp alınmadığı ve devlet makamının ailevi meselelerin çözümünde bir güç aracı haline getirilip getirilmediği sorunu vardır. Ve bu nedenle soruyoruz. Devletin makamı kimin için kullanılıyor?
 
ÇOCUĞUN OKULUNDA YAŞANANLAR
 
İddiaya göre söz konusu kamu görevlisinin çocuğunun eğitim hayatında uzun süredir ciddi disiplin ve başarı problemleri yaşanıyor. Çocuğun ilk olarak Ş. L. K. Okulu’na yerleştiği, burada bazı öğrencilerle kavga ve disiplin sorunları yaşadığı, okul yönetiminin aileyi defalarca görüşmeye çağırdığı ileri sürülüyor. Ancak iddialara göre her görüşmede çocuğun davranışlarını sorgulamak yerine, yaşanan olaylarda diğer öğrencilerin suçlandığı, okul yönetimi ve öğretmenler üzerinde baskı kurulmaya çalışıldığı belirtiliyor. İddialara göre çocuk zaman içerisinde derslerinden de uzaklaşıyor. Notlar düşüyor. Bunun üzerine bazı öğretmenlerin sınavlarının yeniden değerlendirilmesi konusunda baskı gördüğü ileri sürülüyor. Fakat okul müdürünün bu baskılara boyun eğmediği, sınav sonuçlarında objektif bir değişiklik yapmadığı iddia ediliyor. Burada özellikle altını çizelim. Eğer bir okul müdürü, makam sahibi bir kişinin baskısı karşısında öğrencinin notunu değiştirmiyorsa, yaptığı şey görevini yerine getirmektir. Devletin istediği de zaten budur. Ancak iddialara göre baskılar bununla da bitmiyor. Çocuğun sınıf kapısına zarar vermesiyle birlikte okul yönetimi açısından bardağın taştığı, aile tarafından okul yönetimine yönelik baskının sürdüğü, sonuç alınamayınca öğrencinin başka bir okula nakledildiği öne sürülüyor. Peki mesele çözüldü mü? İddiaya göre hayır.
 
OKUL DEĞİŞTİ, İDDİALAR DEĞİŞMEDİ
 
Çocuğun yeni okulunda da akademik başarısının düşük olduğu, çok sayıda dersten başarısız bulunduğu ileri sürülüyor. Buradan sonra anlatılanlar ise çok daha ciddi. İddiaya göre öğrencinin sınava girebilmesi için askerİ personelin refakat ettiği bir süreç yaşanıyor. Daha da dikkat çekici olanı, öğrencinin elinin kırık olduğu gerekçesiyle sınav sırasında farklı kişilerin yardım ettiği yönündeki iddia. Bir öğretmenin, raporlu öğrencinin sınava girmesiyle ilgili itirazda bulunduğu, bunun üzerine raporun iptal edildiği ve öğrencinin sınava alındığı ileri sürülüyor.  Bütün bunların tamamı araştırılması gereken iddialardır. Ancak asıl mesele bundan sonra başlıyor.
 
SEKİZ ZAYIFTAN DÖRT ZAYIFA...
İddialara göre öğrencinin çok sayıda başarısız dersi bulunmasına rağmen, okulda daha önce yöneticilik yapmış ve aileyle yakın ilişkileri olduğu ileri sürülen bir kişinin devreye girmesiyle bazı notların değiştirilmesi yönünde girişimde bulunuluyor. İddiaya göre bu girişimler sonucunda öğrencinin başarısız derslerinin sayısı sekize kadar çıkmışken dörde indiriliyor. Fakat dört zayıf da yetmiyor. Çünkü öğrencinin sınıf geçebilmesi için gerekli şartların oluşması gerekiyor. Bunun üzerine başka bir öğretmenden not değişikliği yapması yönünde baskı kurulduğu ileri sürülüyor. Ve işte burada olay, sıradan bir okul meselesinden çıkıp kamu gücü meselesine dönüşüyor.
 
ÖĞRETMENE TELEFONLAR, BASKILAR, MAKAM ÇAĞRILARI...
 
İddiaya göre öğretmenin not değişikliği yapması için önce ilçe milli eğitim yöneticileri üzerinden girişimde bulunuluyor. Öğretmenin eşiyle de görüşüldüğü, ikna edilmeye çalışıldığı ileri sürülüyor. Sonuç alınamayınca başka bir öğretmenin de devreye sokulduğu ve aynı talebin kendisine iletildiği iddia ediliyor. Öğretmenin geri adım atmaması üzerine bu kez makam üzerinden görüşme talep edildiği, öğretmenin ilçe millî eğitim müdürlüğüne çağrıldığı ve burada da baskının sürdüğü ileri sürülüyor. İddiaya göre siyasi bağlantılar da devreye sokuluyor. Bir siyasi parti ilçe yöneticisinin öğretmeni aradığı ve not değişikliği konusunda ikna etmeye çalıştığı öne sürülüyor. Burada durup düşünmek gerekiyor. Bir öğretmenin öğrencinin notunu değiştirmemesi için direnmesi mi sorun?  Yoksa bir öğrencinin notunu değiştirmek için öğretmene defalarca telefon edilmesi, farklı kişiler aracılığıyla baskı kurulması mı?
 
BASKI ÖYLE BİR NOKTAYA GELİYOR Kİ...
 
İddialara göre öğretmen, yaşadığı baskılar nedeniyle psikolojik olarak ciddi biçimde yıpranıyor. Rahatsızlanarak hastaneye gittiği, buna rağmen telefonların ve baskıların sürdüğü ileri sürülüyor. Sonunda öğretmenin, “Raporluyum, isterseniz çıkarın, notun altına imza atayım” noktasına getirildiği iddia ediliyor. Daha sonra psikolojik destek almak amacıyla bir üniversite hastanesinde uzman bir psikoloğa başvurduğu ve yaşadığı süreci anlatarak rapor aldığı öne sürülüyor. Okul yönetiminin ise öğretmenin kişisel şifresini kullanarak not değişikliği yapmadığı ve bu nedenle öğrencinin sınıfta kaldığı iddia ediliyor.
 
Şimdi soruyoruz!
 
Bir öğretmen, görevini yaptığı için neden bu kadar baskıya maruz kalır? Bir öğrencinin notu için neden bu kadar insan devreye girer? Bir çocuğun sınıf geçmesi neden bir devlet meselesine dönüşür? Ve daha önemlisi. Bir jandarma komutanının makamı bu işlerin neresindedir?
 
MESELE SADECE NOT DEĞİL!
 
Buraya kadar anlatılanlar bile ciddi bir iddia dosyası oluşturuyor. Fakat bize aktarılan iddialar bununla sınırlı değil. Kamu araçlarının aile fertleri tarafından kullanıldığı, devletin imkanlarının ailevi meselelerde devreye sokulduğu, kamu görevlileri üzerinde makamın gücü kullanılarak baskı oluşturulduğu yönünde de çeşitli iddialar bulunuyor. Bunların her biri ayrı ayrı araştırılmalıdır.
 
Çünkü devlet görevi, kişinin ailesine sağladığı özel bir imtiyaz değildir. Jandarma komutanlığı bir aile makamı değildir. Rütbe, eşin ve çocuğun karşılaştığı her sorunu çözmek için kullanılabilecek kişisel bir güç değildir. Devletin arabası aile aracına, devletin makamı aile ofisine, devletin rütbesi de kişisel tehdit aracına dönüşemez. Eğer böyle bir tablo gerçekten varsa bunun adı kamu görevinin kötüye kullanılması tartışmasıdır.
 
DAHA VAHİM İDDİALAR DA VAR!
 
Bize ulaşan iddialar arasında öğrenciyle ilgili dikkat çekici başka bilgiler de bulunuyor. Psikolojik destek aldığı ileri sürülen öğrencinin bir gün babasına ait silaha ulaşarak okulda ciddi bir olay çıkarmasından endişe edildiği, bu konuda geçmişte yaşanan okul saldırıları ve benzeri olaylara atıf yapıldığı belirtiliyor. Burada çok açık konuşalım. Bu tür bir iddia araştırılmadan geçiştirilemez. Ortada silahla ilgili bir risk iddiası varsa bunun siyasi bağlantısı, makamı, rütbesi veya aile ilişkisi ne olursa olsun yetkili kurumların derhal inceleme yapması gerekir. Çünkü bazı olaylarda “nasıl olsa bir şey olmaz” denilen küçük ihmal, sonradan telafisi mümkün olmayan sonuçlara dönüşebilir.
 
ANNE DE MAKAMI KULLANIYOR?
 
İddialara göre olayların bir başka boyutunda öğrencinin annesinin de kamu görevlileri üzerinde baskı kurduğu ileri sürülüyor. Hatta bir hastanede doktorun odasına girilmesiyle başlayan tartışmanın adli bir sürece taşındığı iddia ediliyor. Doğruysa bu tablo gerçekten düşündürücüdür. Çünkü devletin makamı bir kişiye sınırsız hareket alanı vermez. Bir kamu görevlisinin eşi olmak da kimseye hastanede, okulda, kurumda veya başka bir kamu alanında istediği gibi davranma hakkı tanımaz. Devlet, kişilerin aile çevresinin gücüyle çalışan bir sistem değildir.
 
BU İDDİALAR DOĞRUYSA…
Bir güç ilişkileri ağından söz ediyoruz. Hatta bu iddiaların adli makamlarca değerlendirilmesi halinde, eylemlerin niteliğine göre hangi hukuki sorumlulukların doğabileceğinin ayrıca araştırılması gerekiyor.
Biz kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyoruz. Ama kimsenin makamından dolayı dokunulmaz olduğunu da kabul etmiyoruz.
 
VALİMİZ VE İLGİLİ KURUMLAR HABERDAR MI?
 
Şimdi asıl sorulara gelelim. Sayın Valimiz bu iddialardan haberdar mı? İl Jandarma Komutanlığı bu iddiaları biliyor mu? İl Millî Eğitim Müdürlüğü bu süreçten haberdar mı? İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü'nde yaşandığı ileri sürülen görüşmeler araştırıldı mı? Öğretmenlerin baskı gördüğü iddialarıyla ilgili herhangi bir tutanak, şikâyet veya inceleme yapıldı mı? Kamu araçlarının aile fertleri tarafından kullanıldığı iddiası incelendi mi? Öğrencinin sınav sürecinde yaşandığı ileri sürülen olaylarla ilgili tutanaklar mevcut mu? Not değişikliği konusunda öğretmenlere baskı yapıldığı iddiası araştırıldı mı?
 
Bunlar cevaplanması gereken sorulardır. Ve bu soruların cevabı dedikoduyla değil, belgeyle, tutanakla ve soruşturmayla ortaya konulmalıdır.
 
DEVLETİN İTİBARI MAKAM SAHİPLERİNİN İTİBARI DEĞİLDİR. Burada çok önemli bir ayrım yapıyoruz. Bir kamu görevlisi hakkında iddia bulunabilir. İddia doğru da çıkabilir, yanlış da. Yanlışsa o kamu görevlisinin itibarı korunmalıdır. Doğruysa gereği yapılmalıdır. Çünkü adalet herkese lazımdır. Ve devlet, herkes için devlettir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kureselakdeniz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.