deneme bonusu grandpashabet güncel adres betpark süperbetin giriş betebet bets10 Matadorbet vdcasino tipobet giriş onwin giriş deneme bonusu veren siteler 2023 giriş onwin grandpashabet grandpashabet

Riyad’a Washington Baskısıyla Yemen’de Husiler, İran ve BAE Aynı Denklemde!

Genel 03.11.2026 - 09:45, Güncelleme: 03.11.2026 - 09:45
 

Riyad’a Washington Baskısıyla Yemen’de Husiler, İran ve BAE Aynı Denklemde!

ABD ile İran arasındaki düşük yoğunluklu çatışmalar (low-intensity conflicts), bölgedeki gölgede kalmış düşmanlıkları ve ittifaklar üzerindeki sis perdesini aralıyor.

Yıllardır sahne önünde sergilenen resmi söylemler yerini sert jeopolitik gerçeklere bırakırken, müttefik görünen aktörlerin örtülü hesapları da bir bir su yüzüne çıkıyor. Bu durum, Orta Doğu'daki güç dengelerinin sadece bilinen eksenlerden ibaret olmadığını ve bölgesel rekabetin çok daha karmaşık hatlar üzerinde ilerlediğini net biçimde gösteriyor. Şimdiye kadar dünya ve Türkiye kamuoyuna yansıtıldığı gibi, Suudilerin başına musallat edilen Yemen’deki Ensarullah hareketinin (daha yaygın adıyla Husilerin) tek destekçisinin İran olmadığı anlaşılıyor. Tam bir Ali Cengiz oyunu ve kimin eli kimin cebinde olduğu belli değil gibi görünse de... aslında her şey gayet net! SETSAM Toplantısı ve Körfez'in gizli savaşları   Geçtiğimiz hafta sonu Serdengeçti Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Federasyonuna bağlı Serdengeçti Toplum ve Siyaset Araştırmaları Merkezinin (SETSAM) ikinci bilgilendirme toplantısına katıldım. Toplantıda Mekke Müşterek Savunma Anlaşması’nın mahiyeti, bölgesel yansımaları ve stratejik önemi ele alındı. ​Bu karmaşık tabloyu zihnimde netleştirmemde ise toplantının konuşmacısı, Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı E. Korg. İsmail Hakkı Pekin’in sunduğu perspektif belirleyici oldu. Pekin Paşa, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki bu anlaşmayı doğuran küresel şartları aktarırken çok kritik iki ayrıntının altını çizdi: Washington’ın Riyad ile ilişkilerindeki derin çatlaklar ile BAE’nin Suudi Arabistan’la olan keskin anlaşmazlığı ve Husilerle kurduğu örtülü temaslar. Yemen’de tehlikeli oyun ABD, BAE ve Husiler Suudi Arabistan’a karşı mı?   Suudi Arabistan'ın bölgedeki tek güvenlik tehdidi İran olmadığı gibi, Yemen'deki Husilerin tek destekçisi de Tahran yönetimi değildir; aksine Suudilerin sınır güvenliğini asıl tehdit eden aktör, Körfez'deki "müttefiki" Birleşik Arap Emirlikleri'dir. Abu Dabi yönetimi, Akdeniz, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki liman hakimiyetini pekiştirmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Müslüman Kardeşler çizgisindeki Islah hareketini tasfiye etmek için BAE destekli Güney Geçiş Konseyi ile Tarık Salih’in Ulusal Direniş Güçleri gibi parçalı yapılara finansman ve silah sağlamakta. Abu Dabi, finanse edip silahlandırdığı bu "Güneyli güçler" üzerinden sahada Husilerin önünü açmak  için uğraşıyor. Böylesi bir stratejiyle örtülü yollar üzerinden Ensarullah ordusunun lojistik hatlarını beslediği şimdi daha net şekilde ortada. ABD ve BAE'nin Yemen'deki örtülü ortaklığı   Washington; Abu Dabi’deki Al Dhafra Hava Üssü’nde konuşlu komuta kademesi, gelişmiş gözetleme uçakları (E-3 Sentry AWACS, RQ-4 Global Hawk) ve siber-istihbarat unsurlarıyla BAE’ye sağladığı askeri şemsiye üzerinden bu denklemi örtülü biçimde desteklemektedir. ​İbrahim Anlaşmaları ve İsrail ile derinleşen güvenlik koordinasyonu çerçevesinde BAE'yi Suudi Arabistan'ın katı politikalarına karşı esnek bir bölgesel enstrüman olarak konumlandıran ABD, meşru Yemen hükümetini baltalama pahasına Abu Dabi’nin vekil güçler üzerinden yürüttüğü faaliyetlere alan açmaktadır. ​Buna karşılık İran, BAE'nin ABD ve İsrail ile derinleşen bu iş birliğine karşı Basra Körfezi'ndeki varlığını artırmakta; ticari gemilere yönelik taciz operasyonları, İHA gözetlemeleri ve vekil güçleri üzerinden örtülü misilleme tehditleriyle yanıt vermektedir. BAE kime yakın kimin kontrolünde? BAE üzerinde ABD, İngiltere'ye kıyasla tartışmasız bir şekilde çok daha etkilidir. İngiltere ile ticaret, yatırım ve enerji alanlarında kapsamlı ortaklıklar sürdürülse de, savunma teknolojileri, entegre hava-füze savunması ve doğrudan askeri kapasite sağlama konularında temel aktör, Washington. Nitekim ABD Savunma Bakanlığının 16 Mayıs 2025 tarihli açıklaması, Washington’ın Abu Dabi üzerindeki stratejik ve operasyonel belirleyiciliğini doğruluyor. Bu çerçevede ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile BAE Devleti Bakanı Muhammed Mübarek El Mazrouei tarafından "Büyük Savunma Ortaklığı" Niyet Mektubu (LOI) imzalanmıştır.  Süreç, Teksas Ulusal Muhafızları üzerinden yürütülen Eyalet Ortaklık Programı (SPP) anlaşmalarıyla daha da pekiştirilmiştir. ​Körfez’de gölgeler savaşı: ABD ve BAE, Yemen üzerinden Suudi Arabistan’a  neden karşı ?   ABD'nin BAE'yi Suudi Arabistan'a karşı örtülü biçimde öne çıkarmasının temelinde Abu Dabi'nin pratik jeopolitik kapasitesi var. Nitekim BAE, Kızıldeniz, Bab el-Mandeb ve Aden Körfezi’ndeki kritik deniz yolları ile limanları denetleme konusunda Washington'a somut imkanlar sunuyor.  Bunun yanı sıra Müslüman Kardeşler tabanlı Islah hareketine karşı sergilediği tavizsiz tutum ve İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile tesis ettiği güvenlik ve istihbarat koordinasyonu,  Washington'ın bu desteğini pekiştirmektedir. BAE’nin Yemen politikası Riyad’la rekabeti büyütüyor, Husilere alan açıyor   Güney Yemen'de Aralık 2025'in sonlarında BAE destekli Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) başlattığı kriz, Suudi destekli merkezi hükümetin (PLC) başlattığı karşı taarruzla kısa sürede bastırıldı . Ocak 2026'da ayrılıkçıların tüm kazanımlarını kaybetmesine yol açan bu askeri hamle, Abu Dabi'nin unsurlarını ülkeden çekmesini zorunlu kıldığı gibi Riyad merkezli koalisyon çatlağını da derinleştirdi. ​2026 boyunca yayımlanan uluslararası rapor ve incelemelerin de teyit ettiği üzere (Reuters, Chatham House, AP); BAE’nin Yemen’deki temel amacı deniz yolları ve limanlara erişim sağlamak, bölgesel nüfuzunu korumak ve Islah hareketini sınırlamaktır. AbuDabi’nin arkasındaki ABD desteğine dayanarak GGK ile Tarık Salih’in Ulusal Direniş Güçleri gibi parçalı "Güneyli güçleri" Suudi Arabistan’a karşı finanse edip silahlandırdığı bir gerçek. ​BAE’nin Ocak 2026’daki askeri yenilginin ardından Suudi destekli meşru hükümetin (İDG) adımlarına rağmen bu grupları desteklemeyi sürdürmesi, Husi karşıtı cepheyi bölerek ortak mücadeleyi zayıflattı ve ironik biçimde Husilere dolaylı jeopolitik avantaj sağladı.  Kime niyet kime kısmet? Bu tablo, Husilerin kuzeybatıdaki baskısını yeniden artırdığı bir ortamda Washington'ın bölgedeki güvenlik denklemini kurmasını zorlaştırırken Abu Dabi ile Riyad arasındaki çatlağı da kalıcı hale getiriyor. Uluslararası medyada Yemen-Suudi Arabistan– BAE rekabeti ABD merkezli AP ve Defense News haberleri ile CSIS analizlerinde, BAE’nin güneyli güçlere desteği, Washington’ın Suudi Arabistan’ın taleplerine koyduğu sınırlar ve ABD–Suudi Arabistan ortaklığındaki güven sorunu öne çıkıyor. İngiltere merkezli Reuters, Guardian ve Chatham House yayınlarında, Suudi  Arabistan–BAE rekabeti ve Yemen’de ortak politikanın parçalanması üzerinde duruluyor. Alman Deutsche Welle’nin Ocak 2026 tarihli analizinde, Suudi Arabistan ile BAE’nin farklı bölgesel hedefleri ve Yemen’de açığa çıkan rekabet ele alınıyor. Rus haber ajansı TASS’ın Aralık 2025 tarihli haberlerinde, BAE bağlantılı güneyli güçlerin ilerleyişi ve Emirlik askerlerinin Yemen’den çekilmesi aktarılıyor. Çin haber ajansı Xinhua’nın Ekim 2026 tarihli analizinde, Husilerin oluşturduğu ortak tehdit, sınırlı Suudi Arabistan–BAE yakınlaşması ve dış güvenlik desteğine ilişkin kaygılar tartışılıyor. Trump ile Muhammed bin Selman arasında askerî koruma ve normalleşme gerilimi   ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasındaki ilişkiler, Türkçe tabirle limoni bir dönemden geçiyor. Anlaşmazlığın merkezinde, Riyad’ın Washington’dan beklediği askerî koruma ile Amerikan yönetiminin üstlenmeye hazır olduğu sorumluluk arasındaki fark yer alıyor. Yemen’deki çatışmalar, Husi saldırıları ve İsrail’le normalleşme süreci, iki liderin öncelikleri arasındaki ayrışmayı belirginleştiriyor. En somut anlaşmazlık, Husilere karşı yürütülen mücadelede ortaya çıkıyor. Reuters’ın 11 Eylül 2026 tarihli haberine göre Muhammed bin Selman, Trump’tan Husilere doğrudan Amerikan saldırıları düzenlenmesini istedi. Washington bu talebe o aşamada olumlu yanıt vermedi; istihbarat paylaşımı ve hedefleme desteği sağlayacağını bildirdi. Böylece ABD, Suudi Arabistan’a desteğini sürdürürken doğrudan çatışmaya katılma konusunda sınır çizdi. Riyad açısından Suudi şehirlerine, enerji tesislerine ve petrol ihracat güzergâhlarına yönelik saldırılar, stratejik ortaklığın sahada karşılık bulmasını gerektiriyor. Suudi yönetimi, kapsamlı savunma ilişkisinin böylesi tehditler karşısında doğrudan askerî müdahaleyi de içermesini bekliyor. Amerikan yönetimi ise bölgesel ortaklarının daha fazla sorumluluk üstlenmesini istiyor; müdahale kararını kendi çıkarları ve Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğine yönelik tehdidin boyutu üzerinden değerlendiriyor. ABD merkezli CSIS’in Temmuz 2026 değerlendirmesi de özellikle İran savaşı sırasında Riyad’ın danışma ve korunma beklentilerinin karşılanmamasının yarattığı güven sorununa dikkat çekiyor. Bununla birlikte değerlendirme, iki ülke arasındaki ortaklığın sona erdiği sonucuna varmıyor. Ayrışma, ortaklığın hangi koşullarda ve ne ölçüde askerî sorumluluk doğurduğu konusunda yoğunlaşıyor. İsrail’le normalleşme süreci de önemli bir pazarlık başlığı olarak öne çıkıyor. Trump, Suudi Arabistan’ın İsrail’le diplomatik ilişki kurmasını bölgesel politikasının temel hedefleri arasında görüyor. Riyad ise Filistin meselesine ilişkin taleplerini koruyor. Savunma iş birliği, ileri teknolojiye erişim ve normalleşme beklentileri aynı diplomatik gündemde buluşsa da tarafların öncelikleri ve ilerlemek istedikleri takvim her aşamada örtüşmüyor. Washington-Riyad hattında güç savaşı: diplomatik şantaj, güvenlik krizi ve saray içi sıkıştırma stratejisi   “Kırk katır mı, kırk satır mı?” Muhammed bin Selman’ın karşı karşıya kaldığı tercihleri anlatmak için bu soru akla geliyor. Suudi Veliaht Prensi bir yandan ABD’den daha güçlü askerî koruma bekliyor, diğer yandan Washington’ın taleplerinin ülkesini yeni saldırılara açık hâle getirmesinden çekiniyor. Dış kaynaklı bir askeri darbe  olasılığını da göz ardı etmiyor. Tüm bunlara İsrail’le normalleşme baskısı da eklenince savunma ortaklığı, karşılıklı beklentilerin çatıştığı çetin bir pazarlığa dönüşüyor. Sarayın kapısına dayanan baskı Suudi Arabistan gibi hanedan yönetimine dayanan bir ülkede dış politika baskılarının içeride de karşılığı olabilir. Güvenlik sorunları, ekonomik kayıplar ve dış destek konusunda yaşanan belirsizlikler, saray içindeki güç dengelerini etkileyebilir. Ancak bu ihtimali, Trump’ın muhalif prensleri harekete geçirmeye yönelik somut bir strateji izlediği şeklinde sunmak için elde yeterli dayanak bulunmuyor. Muhammed bin Selman açısından asıl siyasi baskı, ülkesinin güvenliğini sağlama iddiasıyla Amerikan desteğinin sınırları arasındaki mesafede ortaya çıkıyor. Washington’la kurulan yakın ilişki, saldırılar karşısında beklenen korumayı sağlamadığında veliaht prensin önüne zor bir soru geliyor: ABD’ye bağımlılığı sürdürmek mi, alternatif ortaklıklara daha fazla ağırlık vermek mi? Hava sahası açılırsa hedef kim olacak? İki ülke arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri, Suudi hava sahasının ve askerî tesislerinin Amerikan operasyonlarında kullanılması. Washington açısından bu imkânlar bölgesel harekâtı kolaylaştırıyor. Riyad açısından ise aynı karar, İran’ın misillemelerine kapı aralayabiliyor. CSIS’in Temmuz 2026 değerlendirmesinde aktarılanlara göre Suudi Arabistan, mayıs ayında açıklanan Amerikan deniz eskort girişimi sırasında hava sahası ve üs kullanımına sınırlama getirdi; girişimin durdurulmasının ardından izinler yeniden sağlandı. Bu gelişme, Riyad’ın Amerikan taleplerini kendi güvenliği açısından ayrıca tarttığını gösteriyor. Krallığın hesabı açık: Amerikan operasyonlarına verilen desteğin bedelini Suudi şehirleri, havaalanları ve petrol tesisleri ödeyecekse karar sürecinde Riyad’ın da söz sahibi olması gerekiyor. Güven sorunu da burada büyüyor; Suudi yönetimi, sonuçlarına katlanacağı askerî adımlar konusunda daha fazla danışılmayı ve daha güçlü koruma sağlamasını bekliyor. Husilere karşı yardım talebine çizilen sınır Gerilimin en somut örneklerinden biri Yemen’de yaşandı. Reuters’ın 11 Eylül 2026 tarihli haberine göre Muhammed bin Selman, Trump’tan Husilere doğrudan Amerikan saldırıları düzenlenmesini istedi. Washington bu talebe o aşamada olumlu yanıt vermedi; istihbarat paylaşımı ve hedefleme desteği sağlayacağını bildirdi. Riyad için Suudi şehirlerine, enerji tesislerine ve petrol ihracat güzergâhlarına yönelik saldırılar, savunma ortaklığının sınandığı anı oluşturuyor. Yıllardır sürdürülen silah alımlarının ve stratejik iş birliğinin, böylesi bir tehdit karşısında doğrudan askerî karşılık üretmesi bekleniyor. Trump yönetimi ise desteğini sürdürürken çatışmaya katılma konusunda sınır çiziyor. Washington, bölgesel ortaklarının daha fazla sorumluluk üstlenmesini istiyor; müdahale kararını Amerikan çıkarları ve deniz taşımacılığına yönelik tehdidin boyutu üzerinden değerlendiriyor. Riyad’ın acil tehdit saydığı bir gelişme, Washington’da aynı ölçüde acil müdahale gerekçesi olarak görülmeyebiliyor. Normalleşmenin siyasi bedeli İsrail’le normalleşme dosyası, askerî koruma tartışmasının yanında ilerleyen bir başka güç pazarlığı. Trump, Suudi Arabistan’ın İsrail’le diplomatik ilişki kurmasını bölgesel politikasının önemli kazanımlarından biri olarak görmek istiyor. Riyad ise Filistin meselesindeki taleplerini koruyor. Savunma iş birliği, sivil nükleer program, ileri teknolojiye erişim ve normalleşme beklentileri aynı görüşme masasında buluşuyor. Ancak bunların her biri farklı siyasi ve hukuki süreçlere bağlı. Hepsini tek bir anlaşmanın parçası veya yalnızca normalleşme şartına bağlı başlıklar olarak ele almak, pazarlığın karmaşıklığını gözden kaçırıyor. Muhammed bin Selman açısından İsrail’le kurulacak ilişkinin iç kamuoyunda ve bölgedeki karşılığı da önem taşıyor. Gazze’deki yıkım ve Filistin’in geleceğine ilişkin belirsizlik sürerken atılacak adım, ekonomik veya askerî kazanımların ötesinde siyasi bir bedel doğurabiliyor. Yakın ilişki koruma garantisine dönüşmüyor Trump ile Muhammed bin Selman arasındaki kişisel yakınlık, iki ülkenin çıkarlarını her dosyada buluşturmuyor. Riyad daha güçlü güvenlik taahhüdü bekliyor; Washington ise ortaklarının askerî yükü daha fazla üstlenmesini ve bölgesel hedeflerine destek vermesini istiyor. CSIS’in Temmuz 2026 değerlendirmesinin işaret ettiği güven sorunu da bu beklenti farkından besleniyor. Ortaklık sürüyor, silah ve teknoloji pazarlıkları devam ediyor; fakat saldırı anında kimin ne yapacağı sorusu ağırlığını koruyor. Muhammed bin Selman için mesele, Washington’la yakınlığın ülkesine ne ölçüde koruma sağladığı. Trump içinse mesele, bu korumanın ABD’ye yükleyeceği askerî ve siyasi maliyet.   İlgili Kaynakça https://tass.com/world/2066973/amp https://tass.com/world/2067205/amp https://www.jpost.com/middle-east/article-912387 https://responsiblestatecraft.org/saudi-arabia-trump-relations/ https://sanaacenter.org/the-yemen-review/jan-mar-2026/26960 https://sanaacenter.org/the-yemen-review/april-june-2026/28107 afcent.af.mil/Units/380th-Air-Expeditionary-Wing https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/CBP-10427/ https://www.gov.uk/government/news/uk-uae-joint-statement-april-2026 https://english.news.cn/20261022/ef722ae7937a4ff6a2f894cdb4be354c/c.html https://2017-2021.state.gov/u-s-security-cooperation-with-the-united-arab-emirates/ https://www.af.mil/News/Features/Article/1741611/pol-fuels-adab-maintains-the-mission/ https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/oct/19/saudi-arabia-trump-relationship apnews.com/article/trump-saudi-crown-prince-m… https://www.chathamhouse.org/2026/10/yemen-war-not-just-saudi-arabias-problem-its-gulfs-too https://abcnews.com/Politics/trump-administration-plans-strike-houthis-now-2-us/story?id=136375380 https://kwsn.com/2022/01/18/israel-offers-uae-security-intelligence-support-after-deadly-houthi-attack/ https://www.ekoturk.com/haberler/suudi-arabistandan-abdye-iran-cikisi-rejim-degisikligi-iddiasi-gundemde https://amp.dw.com/en/saudi-arabia-uae-tensions-relations-yemen-sudan-middle-east-cold-war/a-75409779 https://www.reuters.com/world/middle-east/uae-foreign-policy-spotlight-after-yemen-escalation-2026-04-28/ csis.org/analysis/how-iran-war-weighs-us-saud… https://apnews.com/article/yemen-houthi-rebels-war-saudi-uae-explainer-0a61dfa9402847c70076d998ef3c3983 https://www.reuters.com/world/trump-declines-saudi-crown-princes-call-us-strikes-houthis-axios-reports-2026-09-11/ https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2026/10/19/everything-is-going-wrong-for-muhammad-bin-salman defensenews.com/pentagon/2026/09/11/saudi-cro… https://www.war.gov/News/Releases/Release/Article/4189772/joint-press-statement-on-us-uae-major-defense-partnership/ https://www.navy.mil/Press-Office/News-Stories/display-news/Article/3382689/second-merchant-vessel-seized-within-a-week-by-iran/ https://www.rusi.org/explore-our-research/publications/commentary/southern-yemens-power-shift-houthis-and-uae-saudi-rivalry https://www.investing.com/news/world-news/explainerwhats-happening-in-yemen-and-why-are-saudi-arabia-and-the-uae-involved-4437721 yazargazetesi.com/genelkurmay-istihbarat-dair… https://www.afcent.af.mil/Units/380th-Air-Expeditionary-Wing/News/Display/Article/2628443/deployed-reconnaissance-squadron-flies-inter-cocom-mission/
ABD ile İran arasındaki düşük yoğunluklu çatışmalar (low-intensity conflicts), bölgedeki gölgede kalmış düşmanlıkları ve ittifaklar üzerindeki sis perdesini aralıyor.

Yıllardır sahne önünde sergilenen resmi söylemler yerini sert jeopolitik gerçeklere bırakırken, müttefik görünen aktörlerin örtülü hesapları da bir bir su yüzüne çıkıyor.

Bu durum, Orta Doğu'daki güç dengelerinin sadece bilinen eksenlerden ibaret olmadığını ve bölgesel rekabetin çok daha karmaşık hatlar üzerinde ilerlediğini net biçimde gösteriyor.

Şimdiye kadar dünya ve Türkiye kamuoyuna yansıtıldığı gibi, Suudilerin başına musallat edilen Yemen’deki Ensarullah hareketinin (daha yaygın adıyla Husilerin) tek destekçisinin İran olmadığı anlaşılıyor. Tam bir Ali Cengiz oyunu ve kimin eli kimin cebinde olduğu belli değil gibi görünse de... aslında her şey gayet net!

SETSAM Toplantısı ve Körfez'in gizli savaşları

 

Geçtiğimiz hafta sonu Serdengeçti Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Federasyonuna bağlı Serdengeçti Toplum ve Siyaset Araştırmaları Merkezinin (SETSAM) ikinci bilgilendirme toplantısına katıldım. Toplantıda Mekke Müşterek Savunma Anlaşması’nın mahiyeti, bölgesel yansımaları ve stratejik önemi ele alındı.

​Bu karmaşık tabloyu zihnimde netleştirmemde ise toplantının konuşmacısı, Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı E. Korg. İsmail Hakkı Pekin’in sunduğu perspektif belirleyici oldu.

Pekin Paşa, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki bu anlaşmayı doğuran küresel şartları aktarırken çok kritik iki ayrıntının altını çizdi: Washington’ın Riyad ile ilişkilerindeki derin çatlaklar ile BAE’nin Suudi Arabistan’la olan keskin anlaşmazlığı ve Husilerle kurduğu örtülü temaslar.

Yemen’de tehlikeli oyun ABD, BAE ve Husiler Suudi Arabistan’a karşı mı?

 

Suudi Arabistan'ın bölgedeki tek güvenlik tehdidi İran olmadığı gibi, Yemen'deki Husilerin tek destekçisi de Tahran yönetimi değildir; aksine Suudilerin sınır güvenliğini asıl tehdit eden aktör, Körfez'deki "müttefiki" Birleşik Arap Emirlikleri'dir.

Abu Dabi yönetimi, Akdeniz, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki liman hakimiyetini pekiştirmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Müslüman Kardeşler çizgisindeki Islah hareketini tasfiye etmek için BAE destekli Güney Geçiş Konseyi ile Tarık Salih’in Ulusal Direniş Güçleri gibi parçalı yapılara finansman ve silah sağlamakta.

Abu Dabi, finanse edip silahlandırdığı bu "Güneyli güçler" üzerinden sahada Husilerin önünü açmak  için uğraşıyor. Böylesi bir stratejiyle örtülü yollar üzerinden Ensarullah ordusunun lojistik hatlarını beslediği şimdi daha net şekilde ortada.

ABD ve BAE'nin Yemen'deki örtülü ortaklığı

 

Washington; Abu Dabi’deki Al Dhafra Hava Üssü’nde konuşlu komuta kademesi, gelişmiş gözetleme uçakları (E-3 Sentry AWACS, RQ-4 Global Hawk) ve siber-istihbarat unsurlarıyla BAE’ye sağladığı askeri şemsiye üzerinden bu denklemi örtülü biçimde desteklemektedir.

​İbrahim Anlaşmaları ve İsrail ile derinleşen güvenlik koordinasyonu çerçevesinde BAE'yi Suudi Arabistan'ın katı politikalarına karşı esnek bir bölgesel enstrüman olarak konumlandıran ABD, meşru Yemen hükümetini baltalama pahasına Abu Dabi’nin vekil güçler üzerinden yürüttüğü faaliyetlere alan açmaktadır.

​Buna karşılık İran, BAE'nin ABD ve İsrail ile derinleşen bu iş birliğine karşı Basra Körfezi'ndeki varlığını artırmakta; ticari gemilere yönelik taciz operasyonları, İHA gözetlemeleri ve vekil güçleri üzerinden örtülü misilleme tehditleriyle yanıt vermektedir.

BAE kime yakın kimin kontrolünde?

BAE üzerinde ABD, İngiltere'ye kıyasla tartışmasız bir şekilde çok daha etkilidir. İngiltere ile ticaret, yatırım ve enerji alanlarında kapsamlı ortaklıklar sürdürülse de, savunma teknolojileri, entegre hava-füze savunması ve doğrudan askeri kapasite sağlama konularında temel aktör, Washington.

Nitekim ABD Savunma Bakanlığının 16 Mayıs 2025 tarihli açıklaması, Washington’ın Abu Dabi üzerindeki stratejik ve operasyonel belirleyiciliğini doğruluyor.

Bu çerçevede ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile BAE Devleti Bakanı Muhammed Mübarek El Mazrouei tarafından "Büyük Savunma Ortaklığı" Niyet Mektubu (LOI) imzalanmıştır.  Süreç, Teksas Ulusal Muhafızları üzerinden yürütülen Eyalet Ortaklık Programı (SPP) anlaşmalarıyla daha da pekiştirilmiştir.

​Körfez’de gölgeler savaşı: ABD ve BAE, Yemen üzerinden Suudi Arabistan’a  neden karşı ?

 

ABD'nin BAE'yi Suudi Arabistan'a karşı örtülü biçimde öne çıkarmasının temelinde Abu Dabi'nin pratik jeopolitik kapasitesi var. Nitekim BAE, Kızıldeniz, Bab el-Mandeb ve Aden Körfezi’ndeki kritik deniz yolları ile limanları denetleme konusunda Washington'a somut imkanlar sunuyor. 

Bunun yanı sıra Müslüman Kardeşler tabanlı Islah hareketine karşı sergilediği tavizsiz tutum ve İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile tesis ettiği güvenlik ve istihbarat koordinasyonu,  Washington'ın bu desteğini pekiştirmektedir.

BAE’nin Yemen politikası Riyad’la rekabeti büyütüyor, Husilere alan açıyor

 

Güney Yemen'de Aralık 2025'in sonlarında BAE destekli Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) başlattığı kriz, Suudi destekli merkezi hükümetin (PLC) başlattığı karşı taarruzla kısa sürede bastırıldı .

Ocak 2026'da ayrılıkçıların tüm kazanımlarını kaybetmesine yol açan bu askeri hamle, Abu Dabi'nin unsurlarını ülkeden çekmesini zorunlu kıldığı gibi Riyad merkezli koalisyon çatlağını da derinleştirdi.

​2026 boyunca yayımlanan uluslararası rapor ve incelemelerin de teyit ettiği üzere (Reuters, Chatham House, AP); BAE’nin Yemen’deki temel amacı deniz yolları ve limanlara erişim sağlamak, bölgesel nüfuzunu korumak ve Islah hareketini sınırlamaktır.

AbuDabi’nin arkasındaki ABD desteğine dayanarak GGK ile Tarık Salih’in Ulusal Direniş Güçleri gibi parçalı "Güneyli güçleri" Suudi Arabistan’a karşı finanse edip silahlandırdığı bir gerçek.

​BAE’nin Ocak 2026’daki askeri yenilginin ardından Suudi destekli meşru hükümetin (İDG) adımlarına rağmen bu grupları desteklemeyi sürdürmesi, Husi karşıtı cepheyi bölerek ortak mücadeleyi zayıflattı ve ironik biçimde Husilere dolaylı jeopolitik avantaj sağladı.  Kime niyet kime kısmet?

Bu tablo, Husilerin kuzeybatıdaki baskısını yeniden artırdığı bir ortamda Washington'ın bölgedeki güvenlik denklemini kurmasını zorlaştırırken Abu Dabi ile Riyad arasındaki çatlağı da kalıcı hale getiriyor.

Uluslararası medyada Yemen-Suudi Arabistan– BAE rekabeti

ABD merkezli AP ve Defense News haberleri ile CSIS analizlerinde, BAE’nin güneyli güçlere desteği, Washington’ın Suudi Arabistan’ın taleplerine koyduğu sınırlar ve ABD–Suudi Arabistan ortaklığındaki güven sorunu öne çıkıyor.

İngiltere merkezli Reuters, Guardian ve Chatham House yayınlarında, Suudi  Arabistan–BAE rekabeti ve Yemen’de ortak politikanın parçalanması üzerinde duruluyor.

Alman Deutsche Welle’nin Ocak 2026 tarihli analizinde, Suudi Arabistan ile BAE’nin farklı bölgesel hedefleri ve Yemen’de açığa çıkan rekabet ele alınıyor.

Rus haber ajansı TASS’ın Aralık 2025 tarihli haberlerinde, BAE bağlantılı güneyli güçlerin ilerleyişi ve Emirlik askerlerinin Yemen’den çekilmesi aktarılıyor.

Çin haber ajansı Xinhua’nın Ekim 2026 tarihli analizinde, Husilerin oluşturduğu ortak tehdit, sınırlı Suudi Arabistan–BAE yakınlaşması ve dış güvenlik desteğine ilişkin kaygılar tartışılıyor.

Trump ile Muhammed bin Selman arasında askerî koruma ve normalleşme gerilimi

 

ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasındaki ilişkiler, Türkçe tabirle limoni bir dönemden geçiyor. Anlaşmazlığın merkezinde, Riyad’ın Washington’dan beklediği askerî koruma ile Amerikan yönetiminin üstlenmeye hazır olduğu sorumluluk arasındaki fark yer alıyor. Yemen’deki çatışmalar, Husi saldırıları ve İsrail’le normalleşme süreci, iki liderin öncelikleri arasındaki ayrışmayı belirginleştiriyor.

En somut anlaşmazlık, Husilere karşı yürütülen mücadelede ortaya çıkıyor. Reuters’ın 11 Eylül 2026 tarihli haberine göre Muhammed bin Selman, Trump’tan Husilere doğrudan Amerikan saldırıları düzenlenmesini istedi.

Washington bu talebe o aşamada olumlu yanıt vermedi; istihbarat paylaşımı ve hedefleme desteği sağlayacağını bildirdi. Böylece ABD, Suudi Arabistan’a desteğini sürdürürken doğrudan çatışmaya katılma konusunda sınır çizdi.

Riyad açısından Suudi şehirlerine, enerji tesislerine ve petrol ihracat güzergâhlarına yönelik saldırılar, stratejik ortaklığın sahada karşılık bulmasını gerektiriyor. Suudi yönetimi, kapsamlı savunma ilişkisinin böylesi tehditler karşısında doğrudan askerî müdahaleyi de içermesini bekliyor.

Amerikan yönetimi ise bölgesel ortaklarının daha fazla sorumluluk üstlenmesini istiyor; müdahale kararını kendi çıkarları ve Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğine yönelik tehdidin boyutu üzerinden değerlendiriyor.

ABD merkezli CSIS’in Temmuz 2026 değerlendirmesi de özellikle İran savaşı sırasında Riyad’ın danışma ve korunma beklentilerinin karşılanmamasının yarattığı güven sorununa dikkat çekiyor.

Bununla birlikte değerlendirme, iki ülke arasındaki ortaklığın sona erdiği sonucuna varmıyor. Ayrışma, ortaklığın hangi koşullarda ve ne ölçüde askerî sorumluluk doğurduğu konusunda yoğunlaşıyor.

İsrail’le normalleşme süreci de önemli bir pazarlık başlığı olarak öne çıkıyor. Trump, Suudi Arabistan’ın İsrail’le diplomatik ilişki kurmasını bölgesel politikasının temel hedefleri arasında görüyor.

Riyad ise Filistin meselesine ilişkin taleplerini koruyor. Savunma iş birliği, ileri teknolojiye erişim ve normalleşme beklentileri aynı diplomatik gündemde buluşsa da tarafların öncelikleri ve ilerlemek istedikleri takvim her aşamada örtüşmüyor.

Washington-Riyad hattında güç savaşı: diplomatik şantaj, güvenlik krizi ve saray içi sıkıştırma stratejisi

 

“Kırk katır mı, kırk satır mı?” Muhammed bin Selman’ın karşı karşıya kaldığı tercihleri anlatmak için bu soru akla geliyor. Suudi Veliaht Prensi bir yandan ABD’den daha güçlü askerî koruma bekliyor, diğer yandan Washington’ın taleplerinin ülkesini yeni saldırılara açık hâle getirmesinden çekiniyor.

Dış kaynaklı bir askeri darbe  olasılığını da göz ardı etmiyor. Tüm bunlara İsrail’le normalleşme baskısı da eklenince savunma ortaklığı, karşılıklı beklentilerin çatıştığı çetin bir pazarlığa dönüşüyor.

Sarayın kapısına dayanan baskı

Suudi Arabistan gibi hanedan yönetimine dayanan bir ülkede dış politika baskılarının içeride de karşılığı olabilir. Güvenlik sorunları, ekonomik kayıplar ve dış destek konusunda yaşanan belirsizlikler, saray içindeki güç dengelerini etkileyebilir. Ancak bu ihtimali, Trump’ın muhalif prensleri harekete geçirmeye yönelik somut bir strateji izlediği şeklinde sunmak için elde yeterli dayanak bulunmuyor.

Muhammed bin Selman açısından asıl siyasi baskı, ülkesinin güvenliğini sağlama iddiasıyla Amerikan desteğinin sınırları arasındaki mesafede ortaya çıkıyor. Washington’la kurulan yakın ilişki, saldırılar karşısında beklenen korumayı sağlamadığında veliaht prensin önüne zor bir soru geliyor: ABD’ye bağımlılığı sürdürmek mi, alternatif ortaklıklara daha fazla ağırlık vermek mi?

Hava sahası açılırsa hedef kim olacak?

İki ülke arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri, Suudi hava sahasının ve askerî tesislerinin Amerikan operasyonlarında kullanılması. Washington açısından bu imkânlar bölgesel harekâtı kolaylaştırıyor. Riyad açısından ise aynı karar, İran’ın misillemelerine kapı aralayabiliyor.

CSIS’in Temmuz 2026 değerlendirmesinde aktarılanlara göre Suudi Arabistan, mayıs ayında açıklanan Amerikan deniz eskort girişimi sırasında hava sahası ve üs kullanımına sınırlama getirdi; girişimin durdurulmasının ardından izinler yeniden sağlandı. Bu gelişme, Riyad’ın Amerikan taleplerini kendi güvenliği açısından ayrıca tarttığını gösteriyor.

Krallığın hesabı açık: Amerikan operasyonlarına verilen desteğin bedelini Suudi şehirleri, havaalanları ve petrol tesisleri ödeyecekse karar sürecinde Riyad’ın da söz sahibi olması gerekiyor. Güven sorunu da burada büyüyor; Suudi yönetimi, sonuçlarına katlanacağı askerî adımlar konusunda daha fazla danışılmayı ve daha güçlü koruma sağlamasını bekliyor.

Husilere karşı yardım talebine çizilen sınır

Gerilimin en somut örneklerinden biri Yemen’de yaşandı. Reuters’ın 11 Eylül 2026 tarihli haberine göre Muhammed bin Selman, Trump’tan Husilere doğrudan Amerikan saldırıları düzenlenmesini istedi. Washington bu talebe o aşamada olumlu yanıt vermedi; istihbarat paylaşımı ve hedefleme desteği sağlayacağını bildirdi.

Riyad için Suudi şehirlerine, enerji tesislerine ve petrol ihracat güzergâhlarına yönelik saldırılar, savunma ortaklığının sınandığı anı oluşturuyor. Yıllardır sürdürülen silah alımlarının ve stratejik iş birliğinin, böylesi bir tehdit karşısında doğrudan askerî karşılık üretmesi bekleniyor.

Trump yönetimi ise desteğini sürdürürken çatışmaya katılma konusunda sınır çiziyor. Washington, bölgesel ortaklarının daha fazla sorumluluk üstlenmesini istiyor; müdahale kararını Amerikan çıkarları ve deniz taşımacılığına yönelik tehdidin boyutu üzerinden değerlendiriyor. Riyad’ın acil tehdit saydığı bir gelişme, Washington’da aynı ölçüde acil müdahale gerekçesi olarak görülmeyebiliyor.

Normalleşmenin siyasi bedeli

İsrail’le normalleşme dosyası, askerî koruma tartışmasının yanında ilerleyen bir başka güç pazarlığı. Trump, Suudi Arabistan’ın İsrail’le diplomatik ilişki kurmasını bölgesel politikasının önemli kazanımlarından biri olarak görmek istiyor. Riyad ise Filistin meselesindeki taleplerini koruyor.

Savunma iş birliği, sivil nükleer program, ileri teknolojiye erişim ve normalleşme beklentileri aynı görüşme masasında buluşuyor. Ancak bunların her biri farklı siyasi ve hukuki süreçlere bağlı. Hepsini tek bir anlaşmanın parçası veya yalnızca normalleşme şartına bağlı başlıklar olarak ele almak, pazarlığın karmaşıklığını gözden kaçırıyor.

Muhammed bin Selman açısından İsrail’le kurulacak ilişkinin iç kamuoyunda ve bölgedeki karşılığı da önem taşıyor. Gazze’deki yıkım ve Filistin’in geleceğine ilişkin belirsizlik sürerken atılacak adım, ekonomik veya askerî kazanımların ötesinde siyasi bir bedel doğurabiliyor.

Yakın ilişki koruma garantisine dönüşmüyor

Trump ile Muhammed bin Selman arasındaki kişisel yakınlık, iki ülkenin çıkarlarını her dosyada buluşturmuyor. Riyad daha güçlü güvenlik taahhüdü bekliyor; Washington ise ortaklarının askerî yükü daha fazla üstlenmesini ve bölgesel hedeflerine destek vermesini istiyor.

CSIS’in Temmuz 2026 değerlendirmesinin işaret ettiği güven sorunu da bu beklenti farkından besleniyor. Ortaklık sürüyor, silah ve teknoloji pazarlıkları devam ediyor; fakat saldırı anında kimin ne yapacağı sorusu ağırlığını koruyor. Muhammed bin Selman için mesele, Washington’la yakınlığın ülkesine ne ölçüde koruma sağladığı. Trump içinse mesele, bu korumanın ABD’ye yükleyeceği askerî ve siyasi maliyet.

  İlgili Kaynakça

https://tass.com/world/2066973/amp

https://tass.com/world/2067205/amp

https://www.jpost.com/middle-east/article-912387

https://responsiblestatecraft.org/saudi-arabia-trump-relations/

https://sanaacenter.org/the-yemen-review/jan-mar-2026/26960

https://sanaacenter.org/the-yemen-review/april-june-2026/28107

afcent.af.mil/Units/380th-Air-Expeditionary-Wing

https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/CBP-10427/

https://www.gov.uk/government/news/uk-uae-joint-statement-april-2026

https://english.news.cn/20261022/ef722ae7937a4ff6a2f894cdb4be354c/c.html

https://2017-2021.state.gov/u-s-security-cooperation-with-the-united-arab-emirates/

https://www.af.mil/News/Features/Article/1741611/pol-fuels-adab-maintains-the-mission/

https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/oct/19/saudi-arabia-trump-relationship

apnews.com/article/trump-saudi-crown-prince-m…

https://www.chathamhouse.org/2026/10/yemen-war-not-just-saudi-arabias-problem-its-gulfs-too

https://abcnews.com/Politics/trump-administration-plans-strike-houthis-now-2-us/story?id=136375380

https://kwsn.com/2022/01/18/israel-offers-uae-security-intelligence-support-after-deadly-houthi-attack/

https://www.ekoturk.com/haberler/suudi-arabistandan-abdye-iran-cikisi-rejim-degisikligi-iddiasi-gundemde

https://amp.dw.com/en/saudi-arabia-uae-tensions-relations-yemen-sudan-middle-east-cold-war/a-75409779

https://www.reuters.com/world/middle-east/uae-foreign-policy-spotlight-after-yemen-escalation-2026-04-28/

csis.org/analysis/how-iran-war-weighs-us-saud…

https://apnews.com/article/yemen-houthi-rebels-war-saudi-uae-explainer-0a61dfa9402847c70076d998ef3c3983

https://www.reuters.com/world/trump-declines-saudi-crown-princes-call-us-strikes-houthis-axios-reports-2026-09-11/

https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2026/10/19/everything-is-going-wrong-for-muhammad-bin-salman

defensenews.com/pentagon/2026/09/11/saudi-cro…

https://www.war.gov/News/Releases/Release/Article/4189772/joint-press-statement-on-us-uae-major-defense-partnership/

https://www.navy.mil/Press-Office/News-Stories/display-news/Article/3382689/second-merchant-vessel-seized-within-a-week-by-iran/

https://www.rusi.org/explore-our-research/publications/commentary/southern-yemens-power-shift-houthis-and-uae-saudi-rivalry

https://www.investing.com/news/world-news/explainerwhats-happening-in-yemen-and-why-are-saudi-arabia-and-the-uae-involved-4437721

yazargazetesi.com/genelkurmay-istihbarat-dair…

https://www.afcent.af.mil/Units/380th-Air-Expeditionary-Wing/News/Display/Article/2628443/deployed-reconnaissance-squadron-flies-inter-cocom-mission/

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kureselakdeniz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.