Tefenni Belediye Başkanı Ümit Alagöz’den Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’a Vali çıkışı: “Milletvekili Valinin amiri değildir”
Tefenni Belediye Başkanı Ümit Alagöz’den Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’a Vali çıkışı: “Milletvekili Valinin amiri değildir”
Tefenni Belediye Başkanı Ümit Alagöz, AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’ın açıklamalarına kapsamlı bir metinle yanıt verdi. Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’a açık destek veren Alagöz, “Vali, milletvekilinin memuru değildir. Milletvekili de Valinin amiri değildir” dedi. Alagöz, Tefenni’nin kamu yatırımları, içme suyu kaynakları, kredi talepleri ve Belkaya yolu üzerinden de Korkmaz’a çok sayıda soru yöneltti.
Tefenni Belediye Başkanı Ümit Alagöz, AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’ın açıklamalarına kapsamlı bir metinle yanıt verdi. Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’a açık destek veren Alagöz, “Vali, milletvekilinin memuru değildir. Milletvekili de Valinin amiri değildir” dedi. Alagöz, Tefenni’nin kamu yatırımları, içme suyu kaynakları, kredi talepleri ve Belkaya yolu üzerinden de Korkmaz’a çok sayıda soru yöneltti.
“BURDUR VALİSİ TÜLAY BAYDAR BİLGİHAN DEVLETİN VALİSİDİR”
Ümit Alagöz, açıklamasında Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan için geniş bir bölüm ayırdı.
Adem Korkmaz’ın “Burdur oligarşik bir anlayışla yönetilemez”, “İl Özel İdaresi kayyumla yönetilemez”, “Halka ve siyasilere ayar çekilemez” ve “Bu kavgayı millet adına veririm” sözlerine yanıt veren Alagöz, tartışmayı “seçilmiş irade” üzerinden değerlendirdi.
Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla Burdur’a atandığını hatırlatan Alagöz, Vali Tülay Baydar Bilgihan’ın göreve geldiği günden bu yana siyasi parti ayrımı gözetmeden görev yaptığını savundu.
Alagöz, “Biz Sayın Valimizi tam da bu nedenle başarılı buluyoruz. Çünkü bizim devlet anlayışımızda Vali; AK Parti’nin de değildir. Zafer Partisi’nin de değildir. Başka bir siyasi partinin de değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Valisidir” ifadelerini kullandı.
“VALİNİN BAŞARISI BURDUR’UN BAŞARISIDIR”
Ümit Alagöz, Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’ın çalışmalarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın atama iradesinin isabetini de ortaya koyduğunu savundu.
Alagöz, “Sayın Cumhurbaşkanımızın atadığı bir Valinin başarılı olmasından ve Burdur’un bütün ilçelerine eşit mesafede durmasından kim, neden rahatsız olsun?” diye sordu.
Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’a desteğini sürdüren Alagöz, “Sayın Valimizin başarısı Burdur’un başarısıdır. Burdur kazanıyorsa devlet kazanır. Devlet kazanıyorsa millet kazanır” dedi.
“VALİ, MİLLETVEKİLİNİN MEMURU DEĞİLDİR”
Alagöz, siyaset ile bürokrasinin görev ve yetki sınırlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
“Vali, milletvekilinin memuru değildir. Milletvekili de Valinin amiri değildir” diyen Alagöz, valinin devlet adına, milletvekilinin ise millet adına yasama görevini yürüttüğünü ifade etti.
Belediye başkanlarının halktan aldıkları yetkiyle, İl Genel Meclisinin de kendi yasal yetkileri çerçevesinde görev yaptığını belirten Alagöz, “Kimse devlet değildir. Kimse devletin üzerinde de değildir” ifadelerine yer verdi.
“İL ÖZEL İDARESİNİN BÜTÇESİ MİLLETİNDİR”
Ümit Alagöz, İl Özel İdaresi üzerinden yürüyen tartışmada kamu kaynaklarının siyasi tercihlere göre dağıtılamayacağını savundu.
“İl Özel İdaresi kayyumla yönetilemez” sözlerine katıldığını belirten Alagöz, buna “Parti teşkilatı gibi de yönetilemez Sayın Milletvekili” sözleriyle karşılık verdi.
Devletin parasının herhangi bir siyasi partiye ait olmadığını belirten Alagöz, İl Özel İdaresi bütçesi, personeli ve iş makinelerinin kamuya ait olduğunu vurguladı.
Geçmiş yıllardaki İl Özel İdaresi yatırımlarının da ilçe ilçe açıklanmasını isteyen Alagöz; hangi ilçeye ne kadar yatırım yapıldığı, kaç kilometre yol ve asfalt gerçekleştirildiği, köylere ne kadar kaynak ayrıldığı ve iş makinelerinin ilçelerde ne kadar süre çalıştığının nüfus ve ihtiyaç kriterleriyle birlikte kamuoyuna sunulması çağrısında bulundu.
TEFENNİ İÇİN KREDİ VE BÜROKRASİ SORULARI
Ümit Alagöz açıklamasında Tefenni Belediyesinin son yıllarda kamu kurumlarında çeşitli sorunlarla karşılaştığını ileri sürdü.
Belediyenin bazı yazı ve evrak işlemlerinin uzun süre bekletildiğini savunan Alagöz, İller Bankası üzerinden kamu hizmeti ve yatırımlar için yapılan kredi ve finansman taleplerinin de cevapsız bırakıldığını veya sonuçlandırılmadığını öne sürdü.
Alagöz, Adem Korkmaz’a, “Tefenni’nin seçilmiş yönetimi bütün bunları yaşarken bugün yüksek sesle savunduğunuz ‘Bürokrasi seçilmiş iradeye ayar veremez’ ilkesi neredeydi?” sorusunu yöneltti.
TOKİ VE TEFENNİ BELEDİYESİ İÇİN AYNI ALANI SORDU
Tefenni Belediyesinin gerçekleştirmek istediği bir imar planı revizyonuna ilişkin süreci de gündeme taşıyan Alagöz, Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünden beklenen kurum görüşünün aylardır sonuçlandırılmadığını ileri sürdü.
Aynı alanla ilgili TOKİ’ye uygunluk yönünde görüş verilebildiğini savunan Alagöz, “TOKİ’ye uygun olan aynı alan, Tefenni Belediyesine gelince neden uygun olmuyor?” diye sordu.
Alagöz, teknik veya hukuki bir engel bulunması halinde bunun açıklanmasını isterken süreçte herhangi bir siyasi telkin, müdahale veya baskı olup olmadığının da ortaya konulmasını talep etti.
TEFENNİ’NİN İÇME SUYU İÇİN ÇED ÇIKIŞI
Açıklamanın önemli başlıklarından birini Tefenni’nin içme suyu kaynakları oluşturdu.
Ümit Alagöz, ilçe merkezine içme suyu sağlayan toplam yedi tahsisli su kaynağının bulunduğunu, bu kaynaklardan beşinin yer aldığı alanı kapsayan bir maden projesi için ÇED Olumlu kararı verildiğini belirtti.
Bu süreçte Tefenni Belediyesinin bilgilendirilmediğini ileri süren Alagöz, belediye olarak hukuki mücadele yürüttüklerini açıkladı.
“Mesele bir ilçenin suyudur. Mesele bir ilçenin geleceğidir. Mesele yaşam kaynağımızdır” diyen Alagöz, Adem Korkmaz’a Tefenni’nin içme suyu kaynaklarını ilgilendiren süreçte nerede olduğunu sordu.
BELKAYA YOLUNU GÜNDEME GETİRDİ
Ümit Alagöz, açıklamasında Belkaya Köyünün Tefenni ile ulaşımını sağlayan yaklaşık 20 kilometrelik yolu da gündeme taşıdı.
Yolun ne kadarının asfaltlandığının açıklanmasını isteyen Alagöz, Belkaya-Tefenni yolunun yapılamaması meselesinin 1977 yılında dahi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşındığını belirtti.
Alagöz, “Aradan neredeyse yarım asır geçmiş. Belkaya daha kaç yıl bekleyecek?” diye sordu.
“TEFENNİ’Yİ UNUTUN” SÖZÜ SÖYLENDİ Mİ?
Alagöz’ün açıklamasındaki en ağır iddialardan biri ise bir milletvekilinin geçmişte Tefenni hakkında söylediği öne sürülen sözler oldu.
Bir milletvekili tarafından “Bırakın Tefenni’yi… Unutun Tefenni’yi. İsterseniz oradan hiç oy almayın. Tefenni diye bir yeri yok sayın” mealinde ifadeler kullanılıp kullanılmadığını soran Alagöz, söz konusu iddianın açık biçimde yanıtlanmasını istedi.
Ümit Alagöz, böyle bir söz söylendiyse Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bundan haberdar olup olmadığını da sordu.
“Tefenni’den hiç oy almayabilirsiniz. Ama Tefenni’nin devlet hizmeti alma hakkını yok sayamazsınız” diyen Alagöz, siyasi tercihin kamu hizmetlerinden yararlanmanın ölçüsü olamayacağını ifade etti.
“KAVGA MİLLETİN HAKKI İÇİN Mİ?”
Ümit Alagöz açıklamasının sonunda tartışmayı yeniden “millet iradesi” ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerinden değerlendirdi.
Tefenni’nin suyunu, yolunu, yatırımını, kredisini ve kamu hizmetini savunmanın da millet adına mücadele etmek olduğunu belirten Alagöz, seçimlerin siyasi partilere devleti sahiplenme hakkı değil, belirli bir süre yönetme sorumluluğu verdiğini ifade etti.
Alagöz, Adem Korkmaz’ın “Bu kavgayı millet adına veririm” sözlerine şu soruyla karşılık verdi:
“Bu kavga gerçekten milletin hakkı için mi? Yoksa yıllardır alışılmış olan siyasi nüfuz alanının daralmasından duyulan rahatsızlık için mi?”
ÜMİT ALAGÖZ’ÜN AÇIKLAMASININ TAMAMI
SAYIN MİLLETVEKİLİ; MİLLET ADINA KAVGA ETMEDEN ÖNCE MİLLETİN TAMAMINI HATIRLAYIN!
Sayın Milletvekilimizin son açıklamalarını dikkatle okudum.
“Burdur oligarşik bir anlayışla yönetilemez.”
“İl Özel İdaresi kayyumla yönetilemez.”
“Halka ve siyasilere ayar çekilemez.”
“Bu kavgayı millet adına veririm.”
Sözler iddialı…
Hatta kulağa oldukça demokratik geliyor.
Ancak insan ister istemez soruyor:
Hangi millet adına?
Hangi seçilmiş irade adına?
Hangi adalet anlayışı adına?
Çünkü bugün büyük bir hassasiyetle savunduğunuz “seçilmiş irade” kavramı, yıllardır Tefenni söz konusu olduğunda nedense aynı hassasiyetle hatırlanmıyor.
Sayın Milletvekili;
Tefenni Belediye Başkanı da seçimle geldi.
Tefenni Belediye Meclisi de seçimle geldi.
Tefenni halkının iradesi de sandıktan çıktı.
Peki yıllardır Tefenni kamu yatırımlarından hak ettiği payı alamazken bizim seçilmişliğimiz neden aklınıza gelmedi?
İl Özel İdaresinin kaynakları geçmiş yıllarda Burdur’un ilçelerine, köylerine ve beldelerine nüfus, ihtiyaç ve hizmet önceliğine göre gerçekten adaletli mi dağıtıldı?
Yoksa iktidar partisine verilen oy oranı, siyasi yakınlık ve kurulan ilişkiler hizmetin miktarını belirleyen görünmez kriterlerden biri hâline mi geldi?
Bunu tartışmanın yolu çok basit.
Son yıllarda hangi ilçeye ne kadar yatırım yapılmış?
Kaç kilometre yol ve asfalt yapılmış?
Hangi köye ne kadar kaynak ayrılmış?
İş makineleri hangi ilçelerde ne kadar süre çalışmış?
Hepsini nüfus ve ihtiyaç oranlarıyla birlikte Burdur halkının önüne koyalım.
Biz rakamlardan korkmuyoruz.
Çünkü adaletin en güzel tarafı şudur:
Partisi yoktur.
“İL ÖZEL İDARESİ KAYYUMLA YÖNETİLEMEZ” ÖYLE Mİ?
Elbette yönetilemez.
Ama küçük bir ilave yapalım:
Parti teşkilatı gibi de yönetilemez Sayın Milletvekili.
Devletin parası herhangi bir siyasi partinin parası değildir.
İl Özel İdaresinin bütçesi de herhangi bir milletvekilinin, siyasi partinin veya siyasi grubun tasarrufundaki bir kaynak değildir.
İş makineleri devletindir.
Personel devletindir.
Bütçe milletindir.
Ve devlet, iktidar partisinden de muhalefet partisinden de büyüktür.
Bir yerleşim yeri iktidar partisine çok oy verdi diye daha fazla, başka bir yer daha az oy verdi diye daha az devlet hizmeti alamaz.
Çünkü devletin vatandaşı vardır.
İktidarın vatandaşı, muhalefetin vatandaşı diye bir kavram yoktur.
PEKİ SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN ATADIĞI VALİ KİMİN VALİSİDİR?
Burada çok ilginç bir çelişkiyle karşı karşıyayız.
Bugün “seçilmiş irade” adına Sayın Valimizi hedef alan bir yaklaşım ortaya konuluyor.
Ancak Valiler kendi kendilerini göreve getirmiyor.
Burdur Valimiz Sayın Tülay Baydar Bilgihan da milletimizin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararı ve imzasıyla Burdur’a atanmış bir devlet görevlisidir.
Kanaatimizce göreve geldiği günden bu yana siyasi parti ayrımı gözetmeden, devlet ciddiyeti içerisinde görevini başarıyla sürdürmektedir.
O hâlde soruyoruz:
Bir taraftan “seçilmiş irade” diyerek Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesine vurgu yaparken, diğer taraftan yine Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Burdur’a atanmış Valimizi hangi gerekçeyle seçilmiş iradenin karşısındaki bir güç odağı gibi konumlandırıyorsunuz?
Daha açık soralım:
Sayın Cumhurbaşkanımızın atadığı Vali, siyasi taleplere uygun hareket ettiği müddetçe mi devletin Valisidir?
Kamu kaynaklarının kullanımında siyasi beklentiler yerine hukuku, kamu yararını ve ilçeler arasında adaleti esas aldığında mı birden “bürokratik vesayetin” temsilcisi olmaktadır?
Biz Sayın Valimizi tam da bu nedenle başarılı buluyoruz.
Çünkü bizim devlet anlayışımızda Vali;
AK Parti’nin de değildir.
Zafer Partisi’nin de değildir.
Başka bir siyasi partinin de değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Valisidir.
Üstelik üzerinde düşünülmesi gereken başka bir husus daha vardır:
Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiriyle Burdur’a atanmış bir Valinin siyasi ayrım gözetmeden, kamu kaynaklarında adaleti önceleyerek ve devlet ciddiyeti içerisinde başarılı çalışmalar ortaya koyması, kendisini bu göreve layık gören Sayın Cumhurbaşkanımızın atama iradesinin isabetini de ortaya koymaz mı?
Sayın Valimizin Burdur’da başarılı olması, Sayın Cumhurbaşkanımız açısından da olumlu bir yönetim tablosu ortaya çıkarmıyor mu?
O hâlde insan ister istemez soruyor:
Sayın Cumhurbaşkanımızın atadığı bir Valinin başarılı olmasından ve Burdur’un bütün ilçelerine eşit mesafede durmasından kim, neden rahatsız olsun?
Sayın Valimizin başarısı Burdur’un başarısıdır.
Burdur kazanıyorsa devlet kazanır.
Devlet kazanıyorsa millet kazanır.
Üstelik Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün kamuoyuyla paylaşılan şu sözü de son derece anlamlıdır:
“Herkes Türkiye’yi merkeze alan bir siyaset izlemelidir.”
Biz de tam olarak bunu söylüyoruz Sayın Milletvekili.
Sayın Cumhurbaşkanımız siyasetin merkezine Türkiye’yi koyarken, Burdur’da siyasetin merkezine neden AK Parti’yi koyuyorsunuz?
Türkiye’yi merkeze almak; yalnızca size oy verenleri değil, milletin tamamını merkeze almaktır.
AK Partili belediyeyi de Zafer Partili belediyeyi de…
Size oy veren ilçeyi de vermeyen Tefenni’yi de…
aynı devlet anlayışıyla kucaklamaktır.
Eğer ölçümüz gerçekten “Türkiye’yi merkeze alan siyaset” ise, kamu hizmetinin ölçüsü parti rozeti değil vatandaşlık, yatırımın ölçüsü oy oranı değil ihtiyaç, bürokrasinin ölçüsü siyasi beklenti değil hukuk olmak zorundadır.
O hâlde bir kez daha soralım:
Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’yi merkeze alan bir siyaset çağrısı yaparken, siz neden Burdur’da AK Parti’yi merkeze alan bir siyaset anlayışını savunuyorsunuz?
Türkiye’nin merkezinde siyasi partiler değil, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır.
Vali, milletvekilinin memuru değildir.
Milletvekili de Valinin amiri değildir.
Vali devlet adına görev yapar.
Milletvekili millet adına yasama görevini yürütür.
Belediye Başkanı halkından aldığı yetkiyle görev yapar.
İl Genel Meclisi kendi yasal yetkilerini kullanır.
Demokratik hukuk devletinin esası da budur:
Kimse devlet değildir.
Kimse devletin üzerinde de değildir.
MADEM MESELE BÜROKRASİ, BİRAZ DA TEFENNİ’Yİ KONUŞALIM
Bugün bürokrasinin seçilmiş iradenin önüne geçmesinden şikâyet ediyorsunuz.
Güzel.
O zaman biz de soralım:
Özellikle son iki–iki buçuk yıldır Tefenni Belediyesinin kamu kurumlarındaki son derece makul ve haklı talepleri, kimi zaman basit bir yazı veya evrak işlemi dahi neden aylarca bekletildi?
Tefenni Belediyesinin İller Bankası üzerinden kamu hizmeti ve yatırım amacıyla yaptığı kredi ve finansman talepleri neden cevapsız bırakıldı veya sonuçlandırılmadı?
Tefenni’nin seçilmiş yönetimi bütün bunları yaşarken bugün yüksek sesle savunduğunuz;
“Bürokrasi seçilmiş iradeye ayar veremez!”
ilkesi neredeydi?
Bugün bürokrasiden yakınan siyaset mekanizması, Tefenni bürokrasinin kapılarında bekletilirken neden sessizdi?
Dahası var…
Tefenni’de bazı yatırımların yalnızca şahsımla yakınlığı olduğu düşünülen kişi veya kesimlerle ilişkilendirildiği için önünün kesilmeye çalışıldığı süreçleri de unutmadık.
Bazı yapıların yıktırılması yönünde girişimler gündeme gelmedi mi?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün yetkilerinin Tefenni Belediyesi ve şahsım üzerinde bir baskı aracı gibi kullanılmaya çalışıldığı dönemler olmadı mı?
Şunu özellikle söylüyorum:
Denetimden rahatsız değiliz.
Devlet denetleyecek.
Hukuka aykırılık varsa gereğini yapacak.
Ancak devletin denetim yetkisi siyasi hesaplaşmanın aracına dönüştürülemez.
Bugün “bürokratik vesayet” diye ayağa kalkanlar, dün Tefenni aynı bürokrasiyle mücadele ederken neredeydi?
TOKİ’YE UYGUN OLAN, TEFENNİ BELEDİYESİNE NEDEN UYGUN DEĞİL?
Somut konuşalım.
Tefenni Belediyesinin gerçekleştirmeye çalıştığı bir imar planı revizyonunda ilgili kurumlardan görüş talep edildi.
Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünden beklediğimiz kurum görüşü aylardır sonuçlandırılmıyor; süreç yeni gerekçeler ve yazışmalarla uzatılıyor.
Ancak aynı alanla ilgili Toplu Konut İdaresi Başkanlığına uygunluk yönünde görüş verilebiliyor.
Şimdi soruyoruz:
TOKİ’ye uygun olan aynı alan, Tefenni Belediyesine gelince neden uygun olmuyor?
Mevzuat mı değişti?
Alan mı değişti?
Teknik şartlar mı değişti?
Yoksa yalnızca talepte bulunan kurumun adı mı değişti?
Eğer teknik veya hukuki bir engel varsa açıklayın.
Biz de gereğini yapalım.
Ama aynı alan için bir kamu kurumuna olumlu yaklaşılırken Tefenni Belediyesinin talebi aylarca bekletiliyorsa bunun nedenini sormak hakkımızdır.
Ve asıl soruyu da soruyoruz:
Bu süreçlerde herhangi bir siyasi telkin, müdahale veya baskı olmuş mudur?
Olmuşsa;
Kim, kiminle görüşmüştür?
Kim, hangi kuruma ne söylemiştir?
Kim, Tefenni Belediyesinin işlerinin geciktirilmesini istemiştir?
Varsa açıklansın.
Yoksa da açıkça ortaya konulsun.
Biz kimseyi delilsiz suçlamıyoruz.
Ama soruyoruz.
BİR DE TEFENNİ’NİN SUYU VAR SAYIN MİLLETVEKİLİ…
Bütün bunların ötesinde bir mesele var ki konu artık yatırım değildir, kredi değildir, asfalt değildir.
Tefenni’nin yaşam kaynağıdır.
İlçe merkezimize içme suyu sağlayan toplam yedi tahsisli su kaynağımız bulunmaktadır.
Bu yedi kaynağın beşinin bulunduğu alanı kapsayan bir maden projesi için ÇED Olumlu kararı verilmiştir.
Böylesine hayati bir süreç yürütülürken, o suyu Tefenni halkına ulaştırmakla yükümlü Tefenni Belediyesine neden en küçük bir bilgi dahi verilmemiştir?
İlgili kamu kurumlarından görüşler alınırken Tefenni’nin suyunun doğrudan muhatabı olan Belediye neden sürecin dışında bırakılmıştır?
Bugün Tefenni Belediyesi olarak bunun hukuk mücadelesini veriyoruz.
Çünkü mesele herhangi bir yatırım değildir.
Mesele bir ilçenin suyudur.
Mesele bir ilçenin geleceğidir.
Mesele yaşam kaynağımızdır.
Bugün;
“Bu kavgayı millet adına veririm.”
diyorsunuz.
Peki Tefenni’nin içme suyunu sağlayan yedi kaynağın beşini ilgilendiren bu süreç yürütülürken neredeydiniz Sayın Milletvekili?
Tefenni halkı milletin içerisinde değil miydi?
Tefenni’nin suyu milletin hakkı değil miydi?
Tefenni Belediyesinin kendi halkının suyunu korumaya çalışması “seçilmiş iradenin” görevi değil miydi?
Bu süreçte herhangi bir siyasi telkin veya müdahale olmuş mudur?
Olmuşsa kim tarafından yapılmıştır?
Bunların açıklanması gerekir.
BELKAYA’NIN YOLUNU DA KONUŞALIM MI?
Madem İl Özel İdaresinin geçmişteki yönetiminden ve “siyasi iradeden” söz ediyoruz, gelin Tefenni’nin Belkaya Köyüne bakalım.
Belkaya’nın Tefenni’ye ulaşımını sağlayan yaklaşık 20 kilometrelik yolunun bugün kaç kilometresi asfalttır?
Kaç kilometresi hâlâ asfalt değildir?
Ve daha önemlisi;
21. yüzyıl Türkiye’sinde Burdur’da hâlâ yolu tamamen asfaltlanmamış kaç köyümüz vardır?
Belkaya bunlardan biri değil midir?
Üstelik bu sorun yeni de değildir.
Belkaya–Tefenni yolunun yapılamaması 1977 yılında dahi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşınmıştır.
Aradan neredeyse yarım asır geçmiş.
Belkaya daha kaç yıl bekleyecek?
Belkaya’nın nüfusunun 60, 70, 100 veya 150 olması, orada yaşayan vatandaşlarımızın daha az devlet hizmeti almasının gerekçesi olabilir mi?
Nüfusu az olan köyün vatandaşı daha mı az vatandaştır?
Onun ödediği vergi daha mı değersizdir?
Çocuğunun, yaşlısının, çiftçisinin kullandığı yol daha mı önemsizdir?
Devlet hizmetinde nüfus elbette planlama kriteridir.
Ama temel bir kamu hizmetinin onlarca yıl ötelenmesinin mazereti değildir.
Madem geçmişte İl Özel İdaresinde siyasi irade bu kadar etkiliydi;
Belkaya’nın yolu neden bitirilmedi?
O siyasi irade yıllardır neredeydi?
Bugün Sayın Valinin İl Özel İdaresi üzerindeki yönetim anlayışını tartışmaya açmadan önce geçmiş dönemin yatırım karnesini de açalım.
İlçe ilçe…
Köy köy…
Kilometre kilometre…
Hepsini Burdur halkının önüne koyalım.
VE ŞİMDİ ÇOK DAHA AĞIR BİR SORU…
Madem bugün konu “millet iradesi”ne geldi, kamuoyunun önünde cevabını beklediğimiz bir soru daha var.
Bir milletvekili tarafından;
“Bırakın Tefenni’yi… Unutun Tefenni’yi. İsterseniz oradan hiç oy almayın. Tefenni diye bir yeri yok sayın.”
mealinde sözler sarf edilmiş midir, edilmemiş midir?
Çok açık soruyoruz:
Söylenmiş midir, söylenmemiş midir?
Eğer böyle bir söz gerçekten sarf edilmişse;
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bundan haberi var mıdır?
Genel Başkanı olduğu siyasi partinin bir milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ilçesi hakkında böyle bir yaklaşım içerisinde olduğu Sayın Cumhurbaşkanımızın bilgisi dâhilinde midir?
Ve Sayın Cumhurbaşkanımız, kendisine oy vermediği için bir ilçenin “unutulmasını” veya “yok sayılmasını” ifade eden böyle bir siyasi anlayışı tasvip eder mi?
Biz etmeyeceğine inanıyoruz.
Çünkü mesele artık Tefenni Belediyesinin hangi siyasi partiden olduğu meselesi değildir.
Bu bir devlet anlayışı meselesidir.
Tefenni’den oy alabilirsiniz.
Alamayabilirsiniz.
Tefenni halkı sizi seçebilir.
Seçmeyebilir.
Bunların tamamı siyasetin konusudur.
Ama sandık kapandığı anda Tefenni herhangi bir siyasi partinin seçim hesabındaki birkaç bin oydan ibaret değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilçesidir.
Hem de öyle dün ilçe olmuş bir yer değildir.
1864 yılında ilçe statüsü kazanmış, Türkiye’nin en eski ilçelerinden biridir Tefenni.
Devlet geleneği açısından geçmişi öylesine köklüdür ki, Ziraat Bankası Tefenni Şubesinin şube kodu 0059’dur; Tefenni, Ziraat Bankasının Türkiye’de açılan ilk şubeleri arasında yer almış köklü bir ilçedir.
Dolayısıyla eğer gerçekten “Tefenni’yi unutun” mealinde bir söz sarf edilmişse;
Siz Tefenni’yi unutabilirsiniz; ama devlet Tefenni’yi 160 yılı aşkın süredir unutmamıştır.
Tefenni’nin devlet kayıtlarındaki tarihi, bugünün siyasi hesaplarından çok daha eskidir.
Tefenni’yi seçim hesabınızdan silebilirsiniz.
Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin haritasından, devletin hafızasından ve tarihinden silemezsiniz.
Tefenni’den hiç oy almayabilirsiniz.
Ama Tefenni’nin devlet hizmeti alma hakkını yok sayamazsınız.
PEKİ BÜTÜN BUNLAR TESADÜF MÜ?
Şimdi parçaları yan yana koyalım:
Tefenni Belediyesinin bürokratik işlemlerinin geciktirilmesi…
İller Bankası üzerinden yapılan kredi ve finansman taleplerinin cevapsız kalması…
Bazı yatırımlarımızın önünün kesilmeye çalışıldığına ilişkin yaşadığımız süreçler…
İmar revizyonunda aynı alan için TOKİ’ye gösterilen yaklaşımın Tefenni Belediyesine gösterilmemesi…
İlçemizin içme suyunu sağlayan yedi kaynağın beşini ilgilendiren bir ÇED sürecinde Tefenni Belediyesinin bilgilendirilmemesi…
Belkaya’nın yolunun neredeyse yarım asırdır konuşuluyor olması…
Ve bütün bunların üzerine gerçekten;
“Tefenni’yi unutun.”
mealinde bir söz söylenmişse…
Artık sormak zorundayız:
Bunların tamamı yalnızca tesadüf müdür?
Yoksa bazı süreçlerde siyasi telkin, müdahale veya nüfuz kullanılmış mıdır?
Varsa kim kullanmıştır?
Kim, hangi kurum üzerinde hangi girişimde bulunmuştur?
Bunların cevabını istemek bizim de Tefenni halkının da hakkıdır.
TEFENNİ’NİN SUÇU NEDİR SAYIN MİLLETVEKİLİ?
Ben Belediye Başkanlığında 13. yılımı yaşıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi mensubu Belediye Başkanı olduğum dönemde de benzer sıkıntılarla karşılaştım.
Bugün Zafer Partisi mensubu Belediye Başkanı olarak da karşılaşıyorum.
O hâlde artık şu soruyu sormak zorundayım:
Tefenni’nin tek suçu, Belediye Başkanının AK Partili olmaması mıdır?
Eğer cevap “hayır” ise yıllardır karşılaştığımız bu farklı muamelenin objektif ve makul açıklamasını birilerinin Tefenni halkına yapması gerekir.
Biz ayrıcalık istemiyoruz.
Kimsenin hakkını bize verin demiyoruz.
Biz yalnızca Tefenni’nin hakkını istiyoruz.
TOKİ’ye hangi hukuk uygulanıyorsa Tefenni Belediyesine de aynı hukuk uygulansın.
Başka bir belediyeye hangi devlet kapısı açıksa Tefenni Belediyesine de aynı kapı açık olsun.
Bir ilçeye hangi objektif kriterlerle yatırım yapılıyorsa Tefenni’ye de aynı kriter uygulansın.
Hepsi bu.
Sayın Milletvekili;
“Halka ve siyasilere ayar çekilemez.” diyorsunuz.
Doğru.
Halka ayar çekilmez.
Ama devletin kurumlarına da siyaset tarafından ayar verilemez.
Devletin bürokratına siyasi nüfuzla istikamet çizilemez.
Devletin kaynakları siyasi sadakatin ödülü hâline getirilemez.
Bir ilçenin siyasi tercihi, devlet hizmetinden alacağı payın ölçüsü yapılamaz.
Sayın Valinin hukuka aykırı bir işlemi varsa hukuk oradadır.
İdari denetim oradadır.
Yargı oradadır.
Çıkarsınız ve somut olarak;
“Şu işlem hukuka aykırıdır.”
dersiniz.
Hukukun yanında hep birlikte dururuz.
Fakat mesele İl Özel İdaresi üzerindeki alışılmış siyasi etkinin azalmasıysa…
Kusura bakmayın.
Bunun adı millet iradesi mücadelesi değildir.
Çünkü demokrasi yalnızca işinize geldiğinde hatırlanacak bir kavram değildir.
Seçilmiş irade de yalnızca sizin seçtiklerinizden ibaret değildir.
Tefenni de bu milletin bir parçasıdır.
Tefenni’nin seçilmişleri de millet iradesidir.
Tefenni’nin suyunu, yolunu, yatırımını, kredisini ve hakkını savunmak da millet adına mücadele etmektir.
Ve unutmayalım:
Seçimler siyasi partilere devleti sahiplenme hakkı vermez.
Sadece belirli bir süre devleti yönetme sorumluluğu verir.
İkisi arasındaki fark çok büyüktür.
Devletin kapısında AK Partili belediye, MHP’li belediye, CHP’li belediye veya Zafer Partili belediye olmaz.
Belediye vardır.
Vatandaş vardır.
Devlet vardır.
Tefenni’nin suyu, yolu, yatırımı, kredisi ve kamu hizmeti;
siyasi sadakatin karşılığında verilecek bir lütuf değil, Tefenni halkının hakkıdır.
Dolayısıyla Sayın Milletvekili;
“Bu kavgayı millet adına veririm.” diyorsanız önce milletin tamamını millet kabul edeceksiniz.
Size oy vereni de vermeyeni de…
Sizin partinizden olan belediyeyi de olmayanı da…
Burdur merkezi de Tefenni’yi de…
Çünkü millet iradesi parti rozetine göre değer kazanıp kaybetmez.
Ve son olarak;
Dün gerçekten;
“Tefenni’yi unutun.”
denilirken Tefenni bu milletin içerisinde değil miydi?
Bugün mü millet olduk?
Yoksa İl Özel İdaresi üzerindeki alışılmış siyasi nüfuz tartışılmaya başlayınca mı millet olduğumuz hatırlandı?
Şimdi Burdur kamuoyunun önünde cevaplanması gereken soru gayet basittir:
Bu kavga gerçekten milletin hakkı için mi?
Yoksa yıllardır alışılmış olan siyasi nüfuz alanının daralmasından duyulan rahatsızlık için mi?
Cevabı biz vermeyelim.
Burdur versin.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.